Şevket Hüner: Kölelikten Kulluğa Firar Etmek

Şevket Hüner: Kölelikten Kulluğa Firar Etmek

Kulluk ve kölelik çoğu zaman birbirine karıştırılsa da biri özgür iradenin ortağı olmayana teslimiyeti, diğeri ise zihnin ve bedenin zincire vurulmasıdır. Bu iki kavram arasındaki uçurum, kendi rızasıyla secde etmek ile başkası tarafından diz çöktürülmek arasındaki farkta gizlidir.

Kölelik, insan iradesinin dışarıdan zorla bastırılması, bedeninin ve emeğinin başkasının mülkü haline getirilmesidir. Köle, kendi varlığını sürdürmek için değil, efendisinin çıkarı için yaşar. İradesini, sesini ve hayallerini başkasının buyruğuna teslim etmeye mecbur edilir. Bu durum insanı, fıtratından uzaklaştıran, hürriyetini, haysiyetini ve şahsiyetini yok eden bir çıkmazdır.

Kulluk ise varlığını Allah'ın huzurunda eğmektir. Burada teslimiyet zorla değil, şuurla ve gönüllülükle gerçekleşir. Bu teslimiyet insanı küçültmez. Aksine onu kendi sınırlarının ötesine taşır. Çünkü kul, kendisini sömüren bir faniye değil, varlığını şerefli kılan yaratıcısına yönelmiştir. Allah’a kulluk insanı diğer insanların ve nesnelerin kölesi olmaktan kurtaran yegâne sığınaktır. Allah’ın muhatap aldığı bir emanetçi olduğunu anladığında ne kendisini ne de başkalarını mutlaklaştırır. Her şeyi yerli yerine koymayı öğrendiğinden dolayı hayatını sahiplik iddiasıyla değil, emanet bilinciyle yaşamaya başlar.

Köle, varlığını bağımlı olduğu efendisinin itaat ve ceza gölgesinde şekillendirir ve onsuz boşlukta kalır. Oysa kul, Allah’a olan inancı üzerinden kendisini yeniden inşa eder. Kulluğun derinliğinde, insanın kendi sınırlarını kabul etmesi ve bu sınırların ötesinde bir anlam araması yatar. Kölelikte ise sınırlar dışarıdan dayatılır ve insan kendisine emanet edilen cüzi iradesini devreder. Kul korku ile ümit arasındaki dengeye riayet ettiği sürece gerçek hürriyetin tadına varır. Kölelikte ise özgürlük yoktur.

Modern dünya, prangaları ve kamçıları rafa kaldırarak köleliği çok daha sinsi, görünmez ve gönüllü(!) bir biçime dönüştürdü. Eskiden bir efendi tarafından zorla dayatılan boyunduruk, bugün başarı, tüketim ve onaylanma gibi parıltılı kavramların ardına gizlenerek sürmektedir. İnsan, kendi elleriyle ördüğü bu dijital ve zihinsel ağların içinde, özgür olduğunu sandığı bir tutsaklık yaşadığının farkında değildir.

Bu yeni nesil esaretin en belirgin biçimi, sürekli daha verimli olma zorunluluğu ve bitmek bilmeyen performans kaygısıdır. Bu da zihni kesintisiz bir mesaiye mahkûm kılar. Bir ürüne sahip olmak için harcanan vaktin aslında ömürden çalınan zamanlar olduğu unutulduğunda, insan mülkiyetin efendisi değil, eşyanın kölesi haline gelir.

Sosyal medyadaki beğeni ve takipçi sayıları, modern insanın yeni kutsalları olarak karşımıza çıkar. Kendi özgün sesini bulmak yerine toplumun alkışlayacağı kalıplara bürünmek, cüzi iradenin algoritmik bir teslimiyete kurban edilmesidir. İnsan, iç dünyasını dinlemek yerine ekranın komutlarına kulak verdiğinde, başkalarının seyrettiği bir vitrin mankenine dönüştüğünü fark edemez. Bu noktada kulluk şuuru, her türlü ideolojik dayatmaya, geçici modaya ve nefsin bitmek bilmeyen iştahına karşı hayır diyebilme gücüdür.

Tebliğ, bir insanın esaretin zilletinden sıyrılıp Allah’a kul olma izzetine yükselmesine rehberlik etmektir. Sonrasında, muhatabının sahte kabullerin pençesinde bocaladığı anlarda ona merhametle mukayyet olarak sırdaşı olmaktır. Dahası tebliğ, kişiyi "din" maskesi altında sunulan yeni prangalar karşısında da uyarmayı gerektirir. Zira en çetin mücadele, kutsal kavramlarla köleleştirilenleri hürriyetine kavuşturup onları yalnızca tek olan Allah’ın huzurunda secdeye davet etmektir.

Kur'an, inananları geçmiş hatalarının kefareti olarak köleleri özgürleştirmeye teşvik ederken bireyi fiziksel boyunduruktan kurtarmayı amaçlıyordu. Ancak günümüzde kölelik; başarı tutkusu ve tüketim iştahı gibi estetik ambalajlarla sanal bir esarete dönüştü. Bu görünmez zincirlerin farkında olmayan modern insanın, kendi rızasıyla girdiği bu zindandan ve kendisini tüketen bu illüzyondan uyanması için asıl azat olma süreci, zihinsel bir hicret ve mutlak bir tevhid şuuruyla başlamalıdır. Bu ise kulluk şuuruna erenlerin, köleleştirildiğinin farkında olmayanlara karşı daha sabırlı ve merhametli olmasını elzem kılar…

Şevket Hüner / 5 Muharrem 1448

Yorumlar

0 onaylı yorum

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.

Bu içerikte yorumlar kapalı.

Bir sonraki haber hazırlanıyor…