Franz Kafka'yı sevdiğimde henüz ortaokul öğrencisiydim.
Çoktandır dönüp okumuyorum Kafka'yı ama zihnimde bıraktığı ağırlık sürüyor.
Onun yüzünden Orta Avrupa'nın kasvetli sokaklarını ve eprimiş deri koltuklu kafelerini sevdiğim zamanlar oldu.
Ama şimdi bana sorsanız...
Kafka'nın yazdıkları hayatıma hiç dokundu mu? Tartışılır.
Kafka'nın bunalımıyla benim bunalımımın; Kafka'nın dünyasıyla benim dünyamın ortak bir yanı var mıydı? Pek az.
Fakat tıpkı Kafka'nın Dönüşüm (Die Verwandlung) hikâyesindeki gibi...
Kâbuslarla geçen bir gecenin sonunda böcek gibi bir şeye dönüşmüş halde uyandığımı itiraf etmeliyim.
Nedir o? Yerini kaybetmiş, çevresindekilere yabancılaşmış, kabuğu parlak içi kof bir yaratık.
Ailesi bakmasa yaşaması imkânsız, odasında ölse cesedini kimselere göstermeden hizmetçinin kaldıracağı garip bir ruh.
Yani...
Bir sömürge okuryazarı. Zihni teslim alınmış bir aydın. Aklı hep uzaklarda; problemleri ithal, beğenileri yabancı biri. Bu "hapishane"ye itiraz edip toparlanmaya çalışmam epey zaman aldı.
Hele en acıklısı...
"Yerellik" denen şeye sığınmaya kalktığımda, ortada "yer" falan kalmadığını fark etmemdi.



Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.