Ebru sanatımızın duayenlerinden Alparslan Babaoğlu ile öz sanatlarımıza ve bahusus ebru sanatında icazet geleneğine dair birkaç defa hasbıhal etme imkânı buldum. Babaoğlu ile yaptığımız “Ebru sanatında icazet geleneği” başlıklı sohbetimizi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2013 yılında yayınladığı Klasik Sanatlar Yıllığı’nda yayınlamış; geçtiğimiz yıl Dünya Bizim’in Bahçelievler Belediyesi Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi’nde, öznesinde geleneksel sanatlarda usta-çırak ilişkisi ve icazet müessesesi olan etkinlikte tuttuğumuz notlarının tamamını yayınlamamıştık.
İcazet müessesesinin, Gazeteci-Yazar Ömer Lekesiz’in moderatörlüğünde Nakkaş-Mimar Semih İrteş, Ebrucu Alparslan Babaoğlu ve Hattat Mahmut Şahin’in katılımlarıyla eskilerin “efradını cami ağyarını mani” dedikleri tarzda ele alındığı toplantıda Alparslan Babaoğlu’nun ebru sanatı ve icazet müessesesine dair görüşlerini, mezkûr yıllıktaki mülakata derç ederek konunun ilgililerinin irfanına arz ediyorum.
İbrahim Ethem Gören: Alparslan Bey, ebruda icazet geleneği nasıl başlamıştır?
Alparslan Babaoğlu: Ebruda bildiğimiz ilk icazet, Necmeddin Okyay Hoca’nın Akademi’de öğrencisi olan Prof. Dr. Süheyl Ünver Hoca’ya verdiği icazettir. Ancak bir şeyin gelenek olabilmesi için tekrarlanması lazım, dolayısıyla “Ebruda icazetin gelenek haline gelmesi, Hocam Mustafa Düzgünman’ın talebelerine icazet vermesi ile başlamıştır” diyebiliriz.
Özbekler Tekkesi Şeyhi İbrahim Edhem Efendi’nin icazete bakışı hakkında bir bilgiye sahip miyiz? İcazet verdiği talebesi var mıdır?
Edhem Efendi’nin öğrencisi olup da düzenli ebru yapan bir Necmeddin Hoca var, zaten ona da icazet verdiğine dair bir bilgi yok. Aynı şekilde Edhem Efendi’nin icazet müessesesi ile ilgili ne düşündüğü konusunda bir bilgimiz de yok maalesef.
Hezarfen Necmeddin Okyay, Medresetü’l-Hattatîn’de ebru hocalığı esnasında ve sonrasında Üsküdar’daki evinde kimlere icazet vermiştir?
Necmeddin Hoca’nın akademide hoca iken Süheyl Hoca’ya icazet verdiğini biliyoruz. Bu icazetle ilgili Süheyl Bey’in kızı Gülbin Mesara Hanımefendi ile yaptığım bir görüşmede bu icazetin akademinin kuralları gereği öğrencinin o sanatı öğrendiğine ilişkin verildiğini söylediğini hatırlıyorum. Ancak, Süheyl Bey dışında birkaç kişinin daha bu şekilde icazet aldığı konusunda rivayetler dolaşmakla birlikte Necmeddin Hoca konusundaki en önemli bilgi kaynağımız olan Uğur Derman Hoca’ya bunu doğrulatamadım.
EBRUDA İCAZETİN ÖNEMLİ BİR ANLAMI VAR
Ebru sanatında icazet ne anlama geliyor?
Bütün diğer gelenekli sanatlarımızda olduğu gibi önemli bir karmaşanın ve tanımsızlığın yaşandığı ebruda da icazetin bence çok önemli bir anlamı var; daha doğrusu böyle olması lazım. Ebruda icazet, bir ebrucunun hangi çizgide ebru yaptığını gösteren en önemli kanıt. Ancak biraz önce sözünü ettiğim karmaşa o boyutta ki, icazetlerinde Mustafa Düzgünman ve Necmeddin Okyay’ın isimleri yazan bazı ebrucuların yaptıkları ebruların hocalarımızın yaptıklarıyla ve söyledikleriyle alakası yok. Öte yandan, öyle ebrucular var ki icazetleri yok ama yaptıkları ebrular Mustafa Düzgünman mektebinin temsilcisi denebilecek nitelikte…
Bana göre, yaptıklarıyla, yetiştirdikleriyle ve ebruya kazandırdıklarıyla ebruda bir Mustafa Düzgünman mektebi, bir Mustafa Düzgünman ekolü var. Kimse adına konuşmak istemem ama kendi adıma bugüne kadar koruduğum çizgimle, tavrımla ve ebru karşısındaki duruşumla bu mektebin temsilcilerinden birisi olduğumu rahatlıkla ifade edebilirim. Buna dayanarak da Mustafa Düzgünman mektebinde icazeti, icazet alan ebrucunun Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman çizgisinde ebru yapması gerektiğini gösteren bir belge olarak değerlendiriyorum.
Hocanız Mustafa Düzgünman merhumun ebru icazeti var mıydı? Düzgünman Hoca icazet mefhumunu nasıl değerlendirirdi?
Uğur Derman Hoca’nın anlattığına göre birlikte oldukları bir gün Mustafa Hoca, Uğur Hoca’ya biraz da sitemkâr bir hava içinde Necmeddin Hoca’nın Akademi’de öğrencisi olan Süheyl Hoca’ya icazet verdiğini ama senelerdir ondan öğrendiği gibi ebru yapmasına rağmen kendisine icazet vermediğini anlatır. Bunun üzerine Uğur Hoca, Hocası’nı ziyarete gittiği bir gün Hocam’ın sözlerini Hocası’na aktarır. Necmeddin Hoca’da birkaç tanesi prova birisi de asıl olmak üzere zamk-ı Arabi ile 4-5 tane icazet metni yazarak Uğur Hoca’ya verir ve Hocam’a yollar. Hocam, bunlardan prova olanları Uğur Hoca’nın yanında ebrular, ama ebrular içine sinmediği için asıl olan metni sonra ebrulamak üzere saklar. Sakladığı metni herhalde daha sonra ebrulamayı unutur, o icazet de kaybolur. Bu konuyu açıklığa kavuşturmak üzere görüştüğüm Hocam’ın oğlu Ali Ağabey “Babamın bu konudaki sitemkâr tavrını hatırlıyorum ama söylediğin gibi bir icazetten haberim yok” dedi. O icazet muhtemelen kayboldu.
Hocam, kendi sağlığında ebruyla resim yapanlar ya da seramik boyalarıyla, oto boyalarıyla ebru yapanlar ortaya çıktığı için ve kendisi bu durumun Türk ebrusuna zarar verdiğini gördüğünden kendisinden ebru öğrenenlere kendi çizgisinde ebru yaptıkları belli olsun ya da belki de bu icazet nedeniyle yanlış yollara sapmadan kendi çizgisinde ebru yapsınlar diye icazet verdi.
Ebru sanatında hatta olduğu gibi bir icazet geleneği yok. Hatip Mehmet Efendi’nin ebruyu kimden öğrendiğini, kime öğrettiğini bilme imkânımız bulunmuyor.
EBRUDA İLK İCAZET NECMEDDİN EFENDİ’YE VERİLMİŞTİR
Ebru sanatında ilk icazet örneği Necmeddin Efendi’de görülüyor… Necmeddin Efendi Süheyl Ünver’in üzerinde o vakte kadar öğrendiği tüm ebru çeşitlerinin er aldığı bir ebrusunun üzerine icazet yazıyor. Bu klasik bir icazet olarak algılanmamalıdır. Kanaatimce bu Akademi’deki yahut Medreset’ül-Hattatin’deki sınıf geçme belgesi mahiyetinde bir uygulamadır. Bilahare, keyfiyeti tam olarak bilinemediği için “Necmeddin Efendi, Süheyl Ünver’e ebru icazeti vermiştir” şeklindeki algılara zemin hazırlamıştır. Necmeddin Efendi Hocam Mustafa Düzgünman’a da icazet vermiştir… Bir zaman kendi hazırladığı ve zamkladığı ebruları icazet metni yazmak üzere ebrulaması için Hocama vermiştir. Bunlar, hocamın kâğıtları arasına karışarak kaybolmuş, o dönemde bulunamamıştır.
Hocamın ahret âlemine sırlanmasının ardından terekesinin bir kısmı bana, bir kısmı da Sabri Mandıracı’ya verildi. Bir müddet sonra Sabri Mandıracı, Necmeddin Efendi’nin Hocamıza icazet mahiyetinde verdiği zamklı ebru kâğıtlarını bulmuştur…
Sizin icazet süreciniz nasıl gelişti?
Mustafa Düzgünman üstadımdan ebru çalışmaya başladıktan bir müddet sonra hocamız bana icazet vermeyi teklif etti… Hocamız bu durumu eşi Süheyla Hanım’la da istişare etti. Zaman zaman ebru meselelerinde eşine danışırdı, çünkü o da 40 yıl boyunca hocamla birlikte teknenin başında ömür geçirdi. “Süheyla, Alparslan’a ebru icazeti vermek istiyorum” dedi…
Bir ebru yaptım ve icazeti Fuad Başar Hocaya yazdırdım. Hocamın fakir için imzaladığı ilk icazet metni hat icazeti gibi olmuştu. Bu metni imzaladıktan sonra birkaç gün geçmişti ki beni telefonla arayarak şöyle dedi. “Alparslan, o icazet hat icazeti gibi oldu benim içime sinmedi ben bir icazet metni yazdım. Bunu yazdırıver “Bundan sonra da ebrucuların icazet metni bu olsun” dedi.
Hocam, ebrucuların icazet metnini bir kartpostalın arkasına kendi el yazısıyla yazdı. Bu kartpostalı muhafaza ediyorum, ofisinde sürekli karşımda durduğu için de metni ezberledim:
Ebru icazesi: “Geleneksel sanatlarımızdan ebruculuk hakiki bir Türk sanatıdır. Zamanımıza kadar intikal eden bu sanata azim ve dirayetle hizmet eden Alparslan Babaoğlu yapımına muvaffak olduğu ebru sanatımızı icra ve öğretmeye mezun olmuştur, kendisine bu icazeyi vermekle bahtiyarım. Hayatı boyunca başarılar ve mutluluklar dilerim. Ebrucu Mustafa Düzgünman, Ustası Necmeddin Okyay, onun ustası Özbek Şeyhi Ethem Efendi. Geçmişlere rahmet olsun.”
Daha sonra Hocamın tembih ettiği bu metni Savaş Çevik Ağabey, ebru çeşitlerimin bulunduğu bir levhanın üzerine Latin kaligrafisiyle yazdı. Bu icazetin üzerinde 23 Haziran 1989 tarihi var…
Ben de talebelerime aynı metni yazarak icazetlerini veriyorum.
Birisi çıkıp ta “Ebru geleneğimizde icazet müessesesi var mıdır?” diyecek olursa ona “Mustafa Düzgünman’a kadar yoktu ama onun talebelerine icazet vermesi ile birlikte icazet müessesesi ebru geleneğimize girmiştir” cevabını veririm.
İcazet edebe verilir. Geleneksel sanatların talebesi edep çerçevesinde hareket etmelidir. Usta, ne kadar güzel ebru yaparsa yapsın talebesi edebini tevarüs etmediyse ona icazet vermez, vermemelidir. İcazet bir silsileye aidiyeti ifade eder. Benim sanat anlayışım budur. Hocam bu hususta ne yaptıysa ben de onları yaparım talebelerimin de bunları yapmasını arzu ederim.
Hâsılı bu hususta son söz olarak şunu belirtmek isterim: İcazet önemlidir. Verirken de alırken de dikkat etmek gerekir.

EBRUDA İCAZET BİR MEKTEBE AİDİYETE İŞARET EDER
Sizce ebru icazeti ne anlama geliyor?
Biraz önce de söylediğim gibi ebruda icazet bana göre bir mektebe aidiyet belirtiyor. Aslında bütün sanatlarda böyle değil mi? Bir ressamın atölyesinden yetişen talebesi hocası gibi resim yapar ya da resimlerine bakarak hocasının kim olduğunu söyleyebilirsiniz.
İcazetin kadim ebru sanatının devamı ve yaşatılması bağlamında ne türden bir misyonu vardır?
Mustafa Düzgünman’ın talebelerine icazet verme kararında etkili olan faktörler bugün çok daha vahim bir şekilde mevcuttur. Bu çerçeveden baktığınızda ebruda icazetin, geleneğin korunması ve yaşatılarak gelecek nesillere dejenere edilmeden aktarılması gibi önemli bir görevi var.
İcazet, sahibinin omuzlarına ne türden mesuliyetleri yüklüyor?
Bir kere hem davranışlarınızla hem de eserlerinizle ustanızı, onun ustasını ve onun da ustasını temsil ediyorsunuz. Bu çok ağır bir sorumluluk. Ben kimseye “Mustafa Düzgünman’ın öğrencisi Alparslan Babaoğlu hocasının tasvip etmeyeceği şu işleri yaptı” dedirtmek istemem. Üretirken, doğru işler üreteceksiniz. Anlatırken, doğru şeyler anlatacaksınız. Sizden ebru öğrenenlere her bakımdan örnek olacaksınız ve ait olduğunuz mektebin bütün hususiyetlerini bozmadan, değiştirmeden anlatıp aktaracaksınız. Bunlar kolay değil; hem üretirken hem anlatırken, sürekli “Hocam hayatta olsa bunu nasıl yapardı ya da bunu nasıl anlatırdı bu soruya nasıl cevap verirdi” diye düşünmek ve yanlış yapmamak zorundasınız.
Ebru icazeti alan sanatkâr sanatını icra ederken, talebe yetiştirirken ve icazet verirken nelere dikkat etmelidir?
Biraz önce de söylediğim gibi sürekli “Hocam hayatta olsaydı bunu nasıl yapardı, nasıl öğretirdi?” diye düşüneceksiniz.
YANLIŞ ADAMA İCAZET VERMEYECEKSİNİZ
İcazet vermek meselesi çok hassas; daha doğrusu hassas olduğu birçok misalle sabit. Yanlış adama icazet vermeyeceksiniz. Bugün icazetinde Mustafa Düzgünman’ın ismi yazan birçok ebrucunun ya da onların yetiştirdiklerinin sırf bir geleneği korumak ve yaşatmak istediği o nedenle muhafazakâr davrandığı için neredeyse Hocam’ı inkâr ettiklerini görüyorum. “Bırakın Mustafa Düzgünman’ı Necmeddin Okyay’ı, açın gençlerin önünü özgürce ebru yapsınlar” cümlesini o kadar çok duydum ki bunu söyleyenlerin çoğunun hocasının icazeti olduğunu ve o icazette Mustafa Düzgünman’ın adının geçtiğini biliyorum.
EBRU ÖĞRETECEĞİNİZ İNSANI DOĞRU SEÇECEKSİNİZ
İcazet vermeden de önce ebru öğreteceğiniz insanı doğru seçeceksiniz, emaneti ehline teslim edeceksiniz. Seçimi doğru yapamazsanız sonunda “hak etti” diye icazet vermek zorunda kalacağınız birisinin icazetini aldıktan sonra sizi ve ait olduğunuz mektebi inkar etmesi işten bile değil.
Bir geleneğin ve kültürümüzün önemli bir şubesinin korunabilmesi için ebruda icazet müessesesinin gerekliliğine inanıyorum. Şimdiye kadar ebru çalıştığım üç arkadaşıma icazet verdim. Şu anda da icazet vermeyi hedefleyerek çalıştığım 5-6 arkadaşım var.
EBRUDA TALEBELİĞE KABUL NORMLARIM VAR
O zaman diyorsunuz ki “Ebruda kabul normlarım var!”
Evet, İbrahim Ethem Bey, Aynen öyle diyorum. Benim kabul normum var. Ve de olmalı... Benim hocam Mustafa Düzgünman herkese ebru öğretmedi. Kime öğretti? Layığıyla devamına inanacağı öğrencilerine öğretti. Hocamın 7-8 kadar talebesi vardı.
Tabi ki gönül ebruyu her öğrenmek isteyene öğretmeyi ister. Lakin günümüzün şartları buna imkân vermez. Birçok kurumda ebru öğrenmek isteyenlere ders veriyorum. Kapımız her zaman açık. Lakin evimdeki atölyeme talebeleri seçerek almak zorundayım. Ebru sanatının, klasik ebrunun nesilden nesle aktarılabilmesi için, gelecek nesiler için böyle yapmak zorundayım.
Geleneksel sanatlarda usta çırak ilişkisi devam edip gider. Usta öldükten sonra da bu münasebet sürer. Ancak hem usta hem de talebe vefat edince bu münasebet sona erer.
Ben hocamın eserlerinden hâlâ feyz alıyorum, gittiğim her yerde hocamı anlatıyorum. Nefesimin yettiği yere kadar da hocamı anlatma devam edeceğim.
Zeki Kuşoğlu, bir zaman hocam Mustafa Düzgünman Üstadımdan öz geçmiş istemiş. Hocam özgeçmişine özetle “Beni tanıyanlar usta diyor. Benim terbiyem buna müsaade etmez. Ben Necmeddin Hocamın çırağıyım, böylece malum ola” diyor.
Hocamın ismini ilk defa ebruya meraklandığım yıllarda duymuştum. Onun hakkında evvelemirde “Üsküdar’da bir ihtiyar var, ebru yapıyor, biraz da aksiymiş, geleni kovarmış” şeklinde sözler işitirdim.
Hocamla tanışmazdan önce kendi kendime ebru yapmaya niyetlendim. O yıllarda Topkapı Sarayı Süsleme Sanatları Kursu’na başlamıştım. Semih İrteş Bey oradan hocam olur. Saray’da tezhip desenlerini öğrenirken yaptığım ebrularımı da hocalarıma, Cahide Keskiner Hanım’a gösterirdim. Cahide Hoca, ebrularımı görünce teşvik mahiyetinde “Ne güzel olmuş, Mustafa Düzgünman hoca gibi kırmızıyı bulmuşsun” derdi.
Bilahare bir vesileyle Hocamı buldum. Ondan ebru örenme başladım. Cumartesi günleri hocamın yanından ayrılmadım. Bir müddet sonra ebrularım değişmeye başladı.

USTASIZ EBRUCU OLUNMAZ
Ebruda ustanın, üstadın durduğu yer neresidir?
Ustasız ebrucu olunmaz, hüdainabit bir şekilde ebrucu olamazsınız, ebruyu kendi kendinize öğrenemezsiniz.
Ebruda bir rehber lazım gelir… Ben hocam gibi ebru yapmak için, onun gibi lale başı yapmak için belki bin adet lale yapmışımdır.
Usta talebesi için ne yapar?
Usta talebesinin yolunu kısaltır, kolaylaştırır… Tekne başında hocanın ebru yapışını görüp öğrenmeden, biz kullanışını görmeden doğru dürüst ebru yapamazsınız. Hat talebesinin hocasının kamış kaleminin harfi nasıl şekillendirdiğini görmeden harfi yazması söz konusu değildir. Hocanın kısaltacağı yol varken, siz hoca tanımazsanız yıllarca kendi başınıza olduğunuz yerde dönüp durursunuz.
Tüm sanatlarda durum böyledir. Musikide hocanın yanında diz dövmeden usul öğrenemezsiniz.
Ebrunun tekâmül süreci ustanın ebrularını taklid etmekle olur. Talebe hocasını taklid ede ede gün gelir ustası gibi ebru yapmaya başlar. Az önce de arz ettiğim gibi ebruda hoca lazım gelir, hüdainabit ebrucu olunmaz.
Ebru sanatında ebrudan öte anlamlar, aşkın manalar vardır, bu anlamları; adabı, usulü, erkânı, terbiyeyi bir üstadın rahle-i tedrisatından geçmeden elde edemezsiniz. Bu hususta Hocam bir beytinde şöyle buyurmaktadır:
Bil ki manzurun olan dest-i nükş-i Mustafa
Nusrât-ı Mahmut Hüdâyî himmet-i Âl-i Abâ
Ebru sanatında kesret-i tekrar ve meşk için neler söylemek istersiniz?
Aynı şeyi mütemadiyen devam ettirmek suretiyle de yenilikler, farklılıklar meydana çıkar. 30 yıldır lale çalışıyorum. Benim lalem 30 yıl içerisinde kendi içinde tekâmül etmiştir. Aynı şeyi tekrarlaya tekrarlaya yaptığınız eserdeki estetik problemleri görüp düzeltebilirsiniz. Bir diğer sanatkâr da aynı şekilde çözmediği bir meseleyi çokça meşk ederek kavrama yoluna gidebilir. Böylelikle sanat da sanatkâr da tekâmül eder. Türk dilinin kendi kendine tekâmül etmesi gibi.
Öz sanatlarımızın edep, usul ve erkan yönüne dair de bir paragraf açalım isterseniz…
Hay hay. Edep usulden de ebrudan da önce gelir. Bir zaman, ebrucu geçinen biri Mustafa Düzgünman Hoca’mın ebrularını satın alarak “Bunları ben yaptım” mülahazasıyla YKB Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde ebru sergisi açmış ve Düzgünman Hoca’nın hanımı sergiyi basarak “Bunlar Mustafa’nın ebruları” demişti…
Ne günlere kaldık…
Bir zaman Turing, Sultanahmet’te tarihi bir medreseyi restore ettikten sonra derviş hücrelerini sanatkârlara vermişti. Cahide Hoca’nın teşvikiyle ben de orada bir hücrede ebru yapmaya başlamıştım. Medresenin duvarlarına oradan birileri Mustafa Düzgünman hocamın ebrularını asmış. Bu ebruların benim tarafımdan yapıldığı şeklinde yanlış bir zannın oluşmaması için ebruları kaldırdım. Bunu hocama söylemişler, çok hoşuna gitmiş, “Gönderin, onu bana gelsin” demiş. Belki de hocam bu hassasiyetimden dolayı beni talebeliğine kabul etti.
SANAT GELENEĞİMİZDE ÜÇÜNCÜ BOYUT YOKTUR
Klasik ebruya üçüncü boyut eklenebilir mi?
Bizim sanat geleneğimizde üçüncü boyut yoktur. Dolayısıyla klasik ebruya üçüncü boyutu eklemlemek diye bir şey söz konusu değildir. Çünkü Hocam Mustafa Düzgünman Merhum böyle yapmamış. Gül ebrusunu bir yere kadar yapmış, hadise üçüncü boyuta doğru gidince orada bırakmış. Benim yaptığım güllerde de ebru üçüncü boyuta doğru gidince ben de aynı yerde bıraktım.
Bu tür işler, üçüncü boyut ebruya zarar verir. Az önce de arz ettiğim gibi klasik sanatlarımızın hiçbirisinde üçüncü bir boyut yoktur. Ne vardır? Tabiat taklidi vardır. Bu nasıl yapılır, stilize edilerek; üsluplaştırılarak yapılır. Tezhipte de öyle… Çiçeklerin yatay ve dikey kesitleri alınır ve bunlardan “penç” ve “hatayi” motifleri elde edilir. Bu hadiseye tam üsluplaştırma veyahut da stilize etme denilmektedir. Yani evvelemirde ilk bakışta çiçek olduğu belli ama hangi çiçek olduğu belli değil. Çiçekler Bu ebruda da, tezhipte de, çinide de sair bizim süsleme sanatlarımızda hep böyle kullanılır.
Ebruda da böyledir, yani üçüncü boyut yoktur. Lale, yarı üsluplaştırılır, insanlar baktığında anlar ve sorduğunuzda “Bu laledir” der.
Şimdi bakıyoruz herkes ebruda üç boyutlu çiçek yapmaya çalışıyor... Tekneden çıkan çiçeklerin içi gözüküyor!
Ebru sanatımız ve sair klasik sanatlarımız herhangi bir risk altında değildir. Dolayısıyla sanatlarımızın ustalarımızdan öğrendiğimiz haliyle devam ettirmeliyiz. Öz sanatlarımızda herkes“profesör” olmak zorunda değil!

SANAT ALLAH RIZASI İÇİN İCRA EDİLİR
Sizce öz sanatlarımız ne için icra edilir?
Batıda sanata bakarken belli gözlükler/kalıplar, ikilemler var. Diyorlar ki “Sanat toplum içindir yahut sanat sanat içindir.” Bizim böyle bir ikilemimiz yok. Biz diyoruz ki “Sanat Allah rızası içindir.” Biz (elhamdülillah) Müslüman olduğumuz için sanata da ebruya da böyle bakıyoruz.
Ebruya bu şekilde bakmazsanız nû ebrular da yaparsınız, üçüncü boyut da eklersiniz, her şey yaparsınız.
Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?
Sözün özeti ben herkese ebru öğretmek zorunda değilim. Haliyle herkes de benden ebru öğrenmek zorunda değil.
Şu ifadelerimin altınını çizin lütfen ibrahim Ethem Bey: İcazette nesep önemlidir. İcazet alınmaz, verilir.
Ustalar ara sıra hatırlanmak, taltif ve takdir edilmek ister… Hocamın vefatından bir yıl kadar önceydi… Nişantaşı’nda hocamın eserlerinden müteşekkil bir sergi düzenlendi. Hocam bu keyfiyetten çok mutlu oldu ve bunu da bize hissettirdi ve “Biliyor musun Alparslan 17 yıldır ilk defa Üsküdar’dan dışarıya çıkıyorum” dedi.
Hocalarımız, üstadlarımız hatırlansın, yâd edilsin, marifetleri iltifat görsün ve hiç kimse Ferid Kam’ın beyitlerinde işaret ettiği duruma düşmesin.
“Sağlığında nice ehl-i hünerin
Bir tutam tuz bile konmaz aşına
Öldürürler evvel anı acından
Sonra bir türbe dikerler başına”











Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.