
Zamanın ve mekânın şahitliğinde,
Suyun kenarına yanaştı Derviş.
Martıysa onun bastığı toprağa indi.
Çığlık atmaktan vazgeçmişlikleri onları kavuşturmuştu…
Yaptıkları hemcinslerinin gözünde önemsizken
Sükût üzere buluşmalarını duyurmak kimin için bahse değerdi?
Kendi kendisiyle konuşan insanları meczup zannedenler
Ya martıyla bakıştığını görseler, dervişe ne derlerdi?
Ama onlar, konuşmanın değil buluşmanın telaşındaydılar.
Ayrıca lisan-ı hal üzre nazar edene martıca bilmek lazım gelmezdi.
İnsanlar ve martılar gün boyu hep bir endişenin peşinde koşturduklarından
Onlar, gözlerden ırak bir gönül yakınlığında buluşmayı seçmişlerdi.
Herkesi ikna etme çabasından yorulup vazgeçince
Derviş adeta bir kuş gibi hafifledi
Ama ya dostu martı?
Mütebessim bir edayla gözlerinin içine bakınca
Makineler ve vinçler tarafından işgale uğramış
Kibir kulelerinin istilasındaki şehri İstanbul, ufukta gaip oldu gitti.
Gökyüzünü kasvetle nitelemekten Zatına sığındıklarında
O’nun emriyle bir araya toplaşmış kara bulutlar birazdan
Merhamete hor bakanlara inat, Rahmet yüklerini dökeceklerdi.
Derviş, her daim O’nun zikriyle kaim dostuna;
Göz hizası toz duman altında kaldığından
Yukarıdan nasıl göründüğünü sormaya yeltendi
Martıysa zaten emniyetli gördüğünün yanına inmekte acele edendi
Üstelik kendine simit atanın değil de,
Bir dost gibi bakanın civarında olmayı her şeyden çok önemseyendi…


Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.