Uzun zamandır başını kaşıyan görevlisiyle göz göze geldi ama kim olduğunu çıkaramadı.
O kadar çok yoğundu ki;
Telefonu çalmadığı saatlerde kendisini arıyor ve sürekli meşgul çalmasına hayret ediyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
‘Ne iş yapıyorsun?’ sorusunu yanıtlayacak vakti olmadığından geçiştiriyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
Telefonu “alo” değil de “müsait misin?” diye açanlara cevap vermeyi önemsiyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
“Seni rahatsız etmiyorum ya” diyenleri atlatabilmek için eleman istihdam ediyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
Kaç kere dünyayı kurtardığının hesabını tutamaz olmuştu.
O kadar çok yoğundu ki;
Zekâsından ve üstün başarılarından dolayı sürekli kendisi öven yancılarını bile ihmal ediyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
Protokollerin arkasına saklanıp aramızda hayırlının takva sahibi olanlar olduğunu unutturuyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
Geciktirdiği ibadetleri, dini bütün birine ücreti mukabilinde devredebilmenin fetvasını arıyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
Kendi kendine konuştuğu anlaşılmasın diye bluetooth kulaklığıyla yaşıyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
Önemli bir toplantıda(!) olduğunu duyanların onu mazur görmesi gerektiğine inanıyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
‘Birazdan seni arayacağım’ demesine rağmen günler geçiyor beklenen an bir türlü gelmiyordu
O kadar çok yoğundu ki;
İşlerinden başını kaldıramamasının nedenini yerçekiminin artan baskısına yoruyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
Önemli projelerini bitiremeden bu gezegenden ayrılmak zorunda kalacağına hayıflanıyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
Görevli ölüm meleğini bir anda karşısında görünce “ Randevunuz var mıydı?” diye soruyordu
O kadar çok yoğundu ki;
Tüm meşguliyetlerinin hesabının sorulacağı mahşeri çok uzaklarda olduğunu sanıyordu.
O kadar çok yoğundu ki;
Önemli işlerinin çokluğuna rağmen yazıyı okumaya devam etmesine bir anlam veremiyordu.


Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.