Geçen sene biri bana deseydi ki, gün gelecek o kadar karşı çıktığın 8 Mart için kederler içinde bir yazı yazacaksın; Bunu da nereden çıkarıyorsun diye sorar müstehzi bir gülüşün arkasında kendimden emin, muhatabımı bir açıklama yapmaya zorlardım. Lakin şu an okumakta olduğunuz yazıyı yakın geçmişin uzak bir anısı gibi kalbimde hicran ile yazıyorum.
8 Mart Dünya Kadınlar günü kutlaması ile ilgili olarak yaşadığım ilk Şok: Yıl 1996. Refah Partili Belediye Başkanı adına dağıtılmakta olan karanfillerden Beyoğlu Yeşilçam sokağının başında bir tane de bana takdim ediliyor. Çok eleştirdiğim üzerine yazılar yazdığım bu anın üzerinden 18 yıl geçti.(Sonra her vesile ile İstanbul'un meşhur caddelerinde çiçek dağıtılmaya devam edildi. Anneler günü,sevgililer günü,kutlu doğum haftası vs.)
'8 Mart kutlamaları', Refahlı Belediyelerin kamusal karşılaşma zamanı Olarak inşa ettikleri bir durum olarak varlığını sürdürdü. Zaman odaklı kamusal karşılaşma olarak 8 Mart kutlamalarını İlk zamanlar lüzumsuz bulduğum için mesafemi itina ile korudum. Davetlere icabet etmedim. Panellere, sempozyumlara ve açık oturumlara katılmadım. Bir vakit direndikten sonra Anadolu'nun yolları uzak gönlü yakın coğrafyalarından ama gelmek zorundasınız diyen kadın derneklerinin ısrarları ile karşılaşınca neden gelmek/ gitmek zorunda olduğu sordum ve 'Belediyeler sadece mart ayında kapılarını kadınlara açıyor' diyen cevap ile sarsıldım.
Artık ret etme, mesafe koyma hakkım kalmamıştı. Sembolik olarak her 8 Mart'ta ilk davet eden beldenin,derneğin,Üniversitenin davetine icabet ettim.Bu vesile ile çok güzel insanlar tanıdım. Tanışıklığın arkası bazen devam eden dostluğa dönüştü bazen sadece kalpte kayıtlı kalmış bir muhabbete. Ama daima işini aşk ile yapan ve kendinden önce 'öteki'ni düşünen kadınlara saygı ve şükran duyarak ayrıldım ' o mekan'dan.
Hayatım boyunca insanları asla siyasi görüşleri, etnik kimlikleri,dini inançları ile değerlendirmemiş olmanın hafifliği ile gönendim. 8 Mart kutlamaları vesilesi ile, kendinden başka herkesi düşünen kadınların , bir kimliğin içinde ama kimliği ile sınırlı kalmamış olan kadınlar olduğunu idrak ettim. Türk,Kürt,Alevi,Yahudi,Hristiyan,sosyalist,feminist,milliyetçi,liberal, dindar,ateist.Doğduğu ya da olduğu değil yaptıkları ile ilgi alanıma girdi insanlar.
Kendi kimliğini ayağını basacağı sağlam bir zemin olarak kabul edip, ufkunu 'ötekinin' sesindeki acı ile çizen kadınları daima sevdim. Başkasının acısını kendi acısı olarak görüp yaralara merhem olmaya çalışanları ne kadar sevdim ve saygı duydumsa, hiçbir yarası olmadığı halde kendisine dayanılmaz bir yara dövmesi yaptırarak her vesile ile acılarını tezgahlayıp paye toplamaya kalkanlardan o kadar tiksindim.
Şimdi bu kadar cümleden sonra bu yazının sonu nereye varacak diyorsunuz. Ne yazacağımı hiç bilmeden oturduğum bu yazının nasıl biteceğini ben dahi merakla bekliyorum. Ki bu meraka edebi metinlerden aşinayım. Bir öykünün,bir romanın bazen nereye doğru yol almakta olduğunu bilmemenin heyecanı ile bana rağmen yazan parmaklarımın hangi harflere kendisini ram ettiğine şaşırarak yazmışlığım çoktur.Ki bu duygu bize biraz da hepimizin büyükannesi olan Fatma Aliye Hanım(1862-1936)dan mirastır.
Fatma Aliye Hanım'ın hayat izinde yol alırken demir atmış olduğum bir kelimem oldu:SONRA!
Evet, kelimem kocaman bir SONRA! Son On Beş Dakika'nın kahramanı herkesin bir kelimesi vardır bana kelimeni söyle diyordu. Şimdi sadece benim değil bütün Türkiye'nin ortak kelimesi var: SONRA!
Konuşanları dinliyorum. Öfkelenenleri ve gözyaşı dökenleri. Ya sonra diyorum. Ya sonra. Bir Ajda Pekkan şarkısından öteye gidemiyor cümleler. Refah Partisi tecrübesi ile Kültür Merkezlerinde Kadınlar günü kutlamaları etrafında bir araya geldiğimiz o vesile ile birbirimizden haberdar olduğumuz günleri şimdi uzak bir geçmiş gibi hatırlamamın sebebi nedir?
2013'ün son aylarında bütün Türkiye'de başörtüsü serbest olduğunda, bizden daha çok bize daima destek veren 'kızkardeş' duyarlılığı destek veren seküler arkadaşlarımız sevinmişti başörtüsünün artık serbest olmasına.
Kirinden pasından,çapaklarından,soğuk savaş döneminin lanet bagajlarından kurtulmuş bir Türkiye olarak yol alacaktık...
Yolumuzun üzerinde kimliği belirsiz bir cisim/nesne/beden yatıyor.
Türkiye'de ve dünyada kadınların yükü giderek artıyor. Küçük hikâyenin bütün yükü kadınların omzunda. AK Parti 12 yıllık iktidarı boyunca küçük hikâyeye daima sahip çıktı. İSMEK'ler dar gelirli kadınların, serbest zamana sahip kadınların vaktini örgütleyerek, evde bakım hizmeti ile, hasta yakınlarına bir anlığına da olsa nefes aldırarak kentli yaşamın en önemli meselesi olan talep kültürünün inşa edilmesine iyi bir başlangıç yaptı. 2014 yerel seçimlerini talep kültürü inşa etmek üzere değerlendiriyor olacağımızı öngörüyordum. Modern kent hayatında vakti verimli bir şekilde örgütlemek üzere tartışmalar yapıyor olacağımızı zannediyordum. Tartışmaya açmayı düşündüğüm birkaç proje bile hazırlamıştım. Olmadı. Hepimizi ziyadesiyle tedirgin eden günlerin eşiğine geldik dayandık.



Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.