Rüzgârın varlığını bütün hücrelerimde, sinir uçlarımda hissederken önümden bir adam geçti. Alt tarafı biraz önce servisten inmiş biraz sonra vapura binecektim. Önümden geçen adamın korunaksız kıyafetleri içinde kucağında tuttuğu yavrusunu vücuduna siper etmeye çalışarak yürüyüşünü görünce üşüyor oluşuma isyan ettim. Ayakkabılarım kavi ve sırtım pek idi. Garip kelimesinin bütün nüanslarını bedenine zapt etmiş bir baba yürüyüp giderken ben oracıkta kala kaldım. O bebek hasta mıydı? Aç mıydı? Bu soğuk günün gecesini nerede nihayetlendirmişlerdi?
O an atm kartlarına, İstanbul kartlarına her şeye isyan ettim. Çünkü onların 'güvencesi' ile meteliksiz dolaşabilme hürriyetim/hürriyetimiz olmuştu. Bilumum kartların tam o an 'kendine Müslüman' bir durumu kadimleştirdiğini fark ettim. Cüzdanımın bir köşesinde emniyet niyetine taşıdığım parayı bozdurup bu adama ulaştırmam gerekiyordu. Kim bozar. Oradan oraya koştum; kestaneci, simitçi bozamaz. Büfeler, belturlar.Yok yok.
Bozduramadığım para ile 'atm kartı zenginliğinin bütün kredilerini kendi içimde çoktan tüketmiş biri olarak, kucağında yavrusu ile dolaşan babayı aradım. Belki atm kartı ile onlara bir salep ısmarlayabilirdim. Karşılaştığımız noktaya kadar yürüdüm. Ötelere yürüdüm. YOK. Yüksekçe bir yere çıktım belki kalabalığın içinde onları görürüm diye. YOK.
Kendime küsmüş bir şekilde; parasız yaşama hürriyeti sunan kartlarımın açtığı yolun emniyet duvarlarına çarpa çarpa vapura bindim. Kaybettiğim bir sınavın içindeydim. Tam kazanacakken kaybetmiştim işte. Rızkı veren Allah diyoruz. Gün boyu. Söylemek kolay. O parayı bozdurmaya kalkarken kaybetmiştim. Bütünüyle vermeyi göze alamadığım için... Rızkı veren Allah diyebilme hakkını/duasını kaybetmiştim.
Ey Rabbim kaybedilen her sınavın bir ikmali var. Kaybettiğimi bildiğim gibi kaybettiğim sınavı ikmal edebileceğimi de bilecek miyim dedim.
Bilirsiniz insan yana yana sorduğu soruya bazen yana yana cevap bulur. Cevap yok. İçimdeki boşluk; boşluğun boşluk kazarak derinleştirdiği bir havada ilerlerken...
Sonra bir ses duydum. İçimdeki boşluk kocaman bir dünya coğrafyasına dönmüşken... Baktım o ses ta yanı başımda. Saçı sakalı birbirine karışmış genç bir adam söylemiyor da bir ağıtın içine çağırıyor bütün yolcuları. Karadeniz bölgesinden bir türkü. Daha önce hiç duymadığım bir türkü.
Kemençenin sesine, neredeyse hepsi aynı boyda beş çocuk geldi. Ağızlarından dökülen Arapça kelimeler, akide şekeri kıvamında. Belli ki daha önce hiç kemençe görmemişler. Nasıl şaşırarak, nasıl hayran bakıyorlar.
Bu çocukları kırmadan ama onları dilenmeye alıştırmadan bir ikram olarak ne yapabileceğimi düşündüm.
Her an düşmeye hazır kan şekerinin beni daima yiyecek içecek tedariki ile dolaşmaya mecbur etmesine o an şükrettim. Bir poşetin içinde leblebi, badem ve kuru kayısıdan oluşan atıştırmalıklarım geldi aklıma. Çocuklara baktım. Bakıştık. Bakışlarımızla selamladık birbirimizi. Ve poşeti takdim ettim. Efendice aldılar. Yüzlerinde çocuk mutluluğunun paha biçilmez tebessümü.
Neden sonra karşımda oturan yolcuların bakışları ile beni duvarlara çarpmakta olduğunu fark ettim. Okumakta oldukları gazeteye kaldırıp sonra yere çarparak... Gerisini yazmayacağım. Vermeye çalıştıkları mesajı anladım. Siz de anlamışsınızdır.
Bana dünyanın en sevimli varlığı olarak görünen bu çocuklar onlara tekinsizliği telkin ediyordu.
Yaşadığımız dünyada her an 'yeni bir yoksul' ile karşılaşacağız. Bir vakit önce bizim gibi bir hayatı olan bu insanlar ile insanlığımızın paydasını genişleterek buluşmayı göze alamadığımızda başlayacak asıl tekinsizlik.
Tekinsizlik etik değil estetiktir diyen Freud haklı mıydı?
Bu çocukların çocuk olduğunu anlamamız için ille de onları temiz, şık giysiler içinde mi görmemiz gerekiyor?
Kıyafetleri kirli ve evet parfüm kokularına aşina olanlar için bedenlerinden hiç de hoş olmayan kokular geliyor, lakin bakışlarındaki berraklık hepimize yetecek kadar parlak. Bizi bize gösterecek kadar billurdan o bakışlar.
Yani diyorum ki ey okuyucu Suriye yaz vicdanına gönder hele! Var mı bir vicdanın sınamış olursun böylece.


Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.