Ak Parti’nin genel başkanı ve Türkiye’nin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’nın kesin olmayan sonuçlara göre Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı seçilmesi hem onun hem de partisinin sorumlulukları geçmiş ve mevcut duruma göre bir kat daha artırmıştır.
Son cumhurbaşkanlığı seçimleriyle Türkiye’nin en kritik ve önemli siyasi aktörü kuşkusuz Recep T. Erdoğan ve onu partisi AK parti oldu. 2002 yılından bu yana öncelikle yaşanan ekonomik krizlerden çıkmak, toplumsal barış ve huzuru temin etmek ve militarist, devletçi ve kökleşmiş Kemalist siyasal sistemi dönüşürmek için Ak Parti ciddi ve hayati bir çaba ortaya koymak zorunda kaldı. Bu anlamda Ak Parti Cumhuriyet’in tüm birikmiş, sorunlaşmış ve nükseden bikim ve sorunlarıyla yüzleşmek durumunda kaldı. Ayrıca, bürokrasinin yeniden tanzimi ve Alevi meselesi gibi problemli sorunlara çözüm bulmak zorunda kaldı. 2010 yılında Ortadoğu’da patlak veren, tüm coğrafyayı etkisi altına alan, mevcut ve ileride oluşacak yönetimleri kara kara düşündüren
Arap Baharı’nı da unutmamak gerekmektedir.
Suriye’de sonu olmayan bir çatışma, oradan kaçan ve Türkiye’ye sığınan mülteciler, Mısır’da İhvan üyelerinin tutuklanması ve toplumsal ve siyasi temizlikleri, Irak’da IŞİD’in (Irak Şam İslam Devleti) kurulması ve bölgeye yayılması gibi birçok çetrefilli sorunun bu dönemde meydana gelmeleri ve bundan sonraki dönemde de hız kaybetmeden etkilerini sürdürerek olmaları ayrıca AK Parti’nin yüzleşmesi ve net çözüm üretmesi gereken sorunlar olarak durmaktadır.
Menderes’in sözüne atfen:‘ikdidar olduk, fakat muktedir olamadık’ durumunu Ak Parti Gezi Protestoları’nda ve 17 Aralık Operasyonları’nda bizzati yaşamak zorunda kaldı. Bu iki toplumsal ve siyasi haraket iktidarda olan fakat müktedirliği sınan bir parti olan Ak Parti için bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Bu durum karşısında kararlı ve güçlü lideri Erdoğan sayesinde bu krizi aşan Ak Parti bundan sonraki süreçte siyasal bir kareket olma evresine geçme şansını ayrıca yakalamıştır.
Bu bağlamda, göründüğü kadarıyla Türkiye siyasetinin gerginlik ve kutuplaşma olgusunu en doğru ve mantıklı biçimde yöneten Ak Parti ve Lideri dün gece halktan onay olarak yaptıklarının toplum nezlinde değerli ve sahip çıkılabilir olduğunu göstermiştir. Bu rüzgarla 2015 genel seçimlerinde halkın ruhsatını alacak bir duruma yükseldiği dahi söylenebilir. Bundan dolayı, Tükiye’deki muhalefetin Erdoğan anitipatisi ve karşıtlığına dönüşen siyaset üretememe durumları gelecek on yılda da Ak Parti’nin elini güçlendirmekte ve Türkiye’nin siyasi rotasını belirleme şansını ona vermektedir.
Tüm bu yaşanan olumlu ve olumsuz gelişmeler karşısında 2015 seçimlerinde ve sonrasında Ak Parti’nin önünde çok ciddi bir sınav durmaktadır. Ak Parti son 12 yılda yaptığı refomları ve oluşturduğu siyasi ve sosyal havayı sağlamlaştırmak durumunda kalacaktır. HDP’nin (Halkların Demokratik Partisi) legal siyaset alanına çekilmesi ve bu minvalde siyaset yapması Türkiye için hayati bir öneme sahipken, Ak Parti’ye Türkiye’deki tıkanmış siyasi kanalları açarak bunu konsolide etme görevi düşmektedir.
Neden Ak Parti’nin sorumluluğu artmıştır? Çünkü Türkiye muhalefeti bir siyasetsizlik sarmalı içinde bulunmaktadır. Muhalefet partileri Erdoğan karşıtlğı ve muhalefeti dışında herhangi bir siyaset üretmekte aciz duruma düşmüşlerdir. Bu durum onları edilgen, saldırğan, negatif ve verimsiz kılmaktadır. Bu kendi kendini sürekli üreten siyasetsizlik sarmalı muhalefet partileri için bir tür demir kapana dünüşmüştür. Bunu kırmaları da epey bir zaman alacaktır, belki de bunu hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceklerdir.
Bu siyasetsizlik sarmalı Ak Parti’nin seçim başarısı açısından bir garanti gibi görmektedir. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin sert söylemleri karşından, R. T. Erdoğan’nın daha çözüm odaklı ve krizi yönetmeye dönük siyaseti Ak Parti’ye kendi toplumsal tabanını sağlamlaştırma imkanı tanımaktadır. Ayrıca, Paralele Yapı olarak tanımlanan yapının ‘dinleme ve kaset kayıtları’ üzerinden ülkenin milli güvenlik durumunu tehdit etmesi Ak Parti’nin kendisini Türkiye’nin büyümesi, istikrarı, gelişmesi ve bölgesl bir aktör olmasının anahtarı olarak sunmasına fırsat tanımaktadır.
Tüm bunlarla beraber, Ekmelledin İhsanoğlu’nun ‘sevgi, huzur ve barış’ ekme iddiası ve propoğandası seçimlerde pasif bir söylem olamaktan öteye geçememiştir. Bu söylem özü itibariyle Erdoğan’nın otokratik bir kişiliğe dönüştüğü tezini merkeze aldığı için toplumda pek de itibar görmemiştir.
Tamda bu sebeblerden dolayı, Tükiye’nin 2015 genel seçimlerinden sonra yeni bir söylem ve siyaset ortamına ihtiyaç duyduğu su götürmez bir geçek olarak kaşımıza çıkmaktadır. Daha kapsayıcı ve etkin olan, bir arada yaşamaya davet eden ve farklılıkları kucaklayan bir söyleme ihtiyaçmız var. Erdoğan’nın cumhurbaşkanı seçilmesi bu dilin ve atmosferin oluşturulması açısından oldukça önemlidir ve bu konuda halk gerekeni ve üstüne düşeni yapmıştır. Sıra Siyaset kurumundadır.


Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.