Arabalarına binip gidecekler. Arabalarına doğru yürürken ellerindeki cep telefonu ile online adımlayacaklar bir kaç adımlık mesafeyi.
Eldeki oyuncak hızla yaklaşmakta cehennemin üstünü yalandan örtecek.
Pahalı oyuncağı olmayanlar ise şehrin içinde, dışında, her bir tarafında ayak izini bırakacak. Otobüse, metroya, vapura, tramvaya binecek. Gökyüzüne bakacak. Bu gün hava sıcak diyecek. Rüzgar çıktı diyecek. Sallanan üst geçitlerden geçecek. Arabaların arasından, mağazalarının önünden, dilenenlerin önünden geçecek.
Geçerken kendi içinden de geçecek, kalbin mahzenlerinden, bilincin derin dehlizlerinden...
Acemi harflerle yazılmış hayat hikayesi karşısında acelesi yoksa eğer bir kaç dakikalığına duracak. Suriyeliyiz açız diyen yazıya bakacak.
AH kadim hikayedir.
Fakirleri ancak fakirler görür.
Ötekiler... Mezhepleri, ideolojileri, hayat tarzları farklı lakin meşrepleri bir olanlar...
Daha daha temposunda hızlananlar, her zaman daha çoğunu isteyenler, gerçek zalimliğin aç gözlülük olduğunu hiç bilmeden her şeyi tüketmeye, sömürmeye devam edecek.
Nimet külfet dengesini hiç omuzlamadan nimetleri sonuna kadar tüketip, külfetleri yoksulların üzerine yükleyip gidecekler...
Geldikleri gibi gidecekler. Değip dokunmadan...Otobandan geldiler otobandan gidecekler.
Şık kıyafetler, şık arabalar, şık evler, yıldız yıldız oteller. Geçip gittikleri güzergahlar arabalarına, otomobillerine uygundur. Otobanın duvarlarında renk renk çiçekler. Hayat bir şıklık yarışıdır. Ölmeyecek gibi yaşayın yaşayabildiğiniz kadar.
Hayat başka hiç kimsenin değil sadece sizin hakkınız. Sizin, eşinizin ve çocuğunuzun hakkı.
Şehrin sakinleri ikiye ayrılıyor: Basıp gidenler ile kuru kafasını gezdire gezdire şehri adımlayanlar.
Dünyayı zalimler değil açgözlüler yaşanmaz hale getirir diyor 'Adalet Tutkusu' kitabının yazarı.
Açgözlüler. Bir türlü doymayanlar. Daha daha daha diye inleyenler. Hani bana hani bana diyenler.
Ebedi zalimler, açgözlüler.
Meseleye ideolojik bakmak hoşunuza gidiyor. İdeolojik bakınca sorumluluk hep başkalarının oluyor çünkü.
Suçlar siyasilerin hanesinde, sefa bizim hanemizde kayıtlı duruyor.
Burjuva edepsizliğini estetik kod ile ihya ediyoruz her geçen gün, neyi ihya ettiğimizi hiç düşünmeden.
Haftaya Edirne'de çöpten ekmek toplayan kadın haberi ile başlamıştık. Kadınların mahremini imha ederek. Fakirliklerini ifşa ederek.
Fakirlerin bir haysiyeti olabileceğini hiç düşünmeme hakkını kendimizde görerek...
İngiltere, fakirlerle ilgili yapılmış haberde fakir olmayan bir çocuğun resminin kullanılmış olmasını tartışıyor. Fakirlerin resminin kullanılıp kullanılamayacağını tartışıyor.
Çöpten ekmek toplayan Edirneli kadınların fotoğrafının yayınlanmasını hiç dert etmemiştik.
Bakmayın şimdi böyle yazdığıma. Habere üzülmüş, lakin o kadınların nesneleştirilişini idrak etmemiştim.
Bakan gözlerimin mahremiyet hakkını ihlal etmekte olduğunun hiç farkına varmamıştım.
Mahremiyet ihlali, haysiyet imhası...
Budur geldiğimiz yer.



Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.