1960 darbesinin ardından Türkiye'de bir bürokratik vesayet sistemi kurulduğunu tüm siyaset bilimciler ve anayasa hukukçuları kabul ediyor. Bu kimselerin aralarındaki farklılık durumun tespitinde değil, durumu onaylayıp onaylamamada ortaya çıkıyor. Demokrasiyi önemseyen ve insanlarımıza güvenenler vesayet sisteminin kabul edilemez olduğunu söylerken, toplumların devlet otoritesi marifetiyle bir yerden başka bir yere taşınabileceğini iddia edenler demokrasinin bilinçli ve eğitimli halkların kurmayı ve sürdürmeyi başarabildiği bir rejim olduğunu, Türkiye halkının henüz bu seviyeye ulaşmadığını, aydınlanmış bürokratik elitlerin toplumu demokrasiye hazırlaması ve o zaman gelene kadar demokratik siyasetin ortaya çıkartabileceği zararlara engel olmak için vesayet sisteminin gerekli ve meşru olduğunu kabul ediyor.
Bürokratik vesayetin demokraside kolayca sürdürülmesi mümkün olmadığından, her darbenin ardından demokrasiye geçildiğinde sistem çeşitli yerlerinde aksadı. Bu, siyasî sisteme yeni müdahaleler için gerekçe yapıldı. Vesayet sisteminin önde gelen ve görünen aktörü askerî bürokrasi, başlıca görünen aracı ve sembolü ise 1960 sonrasında kurulan MGK adlı anayasal organda askerlerin yeri ve ağırlığıydı. Bu aynı zamanda sisteme militarist bir görünüm de vermekteydi. Bu yüzden, Türkiye'nin sivilleşme-demokratikleşme mücadelesinin askerlerin konumunu hedef alması kaçınılmazdı. Bu, askerlerin kişiliğiyle değil anayasal sistem içindeki konumuyla ve siyasî sisteme bakış tarzlarıyla ilgiliydi.
Tüm demokratik iktidarlar askerî vesayetle şu veya bu ölçüde mücadele etti. Bu doğrultudaki en büyük adımlar AK Parti iktidarı zamanında atıldı. Bunda asker bürokratların hiçbir demokraside hoş görülemeyecek hataları yanında 2000'ler itibariyle Türkiye'nin entelektüel, ekonomik, kültürel, sınıfsal anlamda 1960'lara ve 1970'lere nispetle çok değişmiş ve çeşitlenmiş olması da etkili oldu. Bürokratik vesayetin en büyük sembolü MGK artık askerin siyasetçiyi hesaba çektiği, ona 'posta koyduğu', ayar verdiği ortam olmaktan çıktı. MGK'nın üye kompozisyonu da üyelerin oturuş planı da değişti. Asker memurlar artık siyasî amirlerinin karşısına onlarla eşitmiş gibi oturup, onları değişik anlamlar yükledikleri bakışlarıyla süzemiyor. Askerî vesayetin geriletildiğine delalet eden başka bir işaret toplumsal alanda zuhur ediyor. Eskiden bu ülkede kamusal meselelerle ilgilenen herkes sadece Genelkurmay Başkanı'nın değil, kuvvet komutanlarının da adını ezbere bilirdi. O günler, çok şükür, geçti. Artık, sokaktan geçen on kişiye sorsanız birinin bile bir kuvvet komutanının ismini bilmesi ihtimali sıfıra yakın. Kendimde test ettim; hiçbir kuvvet komutanının ismini bilmiyorum. Bu demokrasi açısından son derece sağlıklı bir gelişme. Bir anlamda normalleşme...
Bütün bu müspet gelişmelere rağmen, hâlâ, bürokratik vesayetin geriletilmesi adına yapılması gereken çok şey var. Çünkü vesayet sistemi daha pek çok yere nüfuz etmiş vaziyette ve bunlar toplumun dikkatini eski MGK kadar çekmiyor. Vesayet sistemiyle mücadelede hangi noktada bulunduğumuzu doğru takdir edebilmek için bakmamız gereken alanlardan biri ve bana göre en önemlisi, sıklıkla işaret etmeye çalışıyorum,



Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.