'' Uluslararası ilişkilerde yeni bir düzen arayışının ortaya çıktığı dönemlerde bütün toplumlar bu yeni düzen arayışının içinde alacakları konumla ilgili dinamik bir teorik ve pratik sürecin içine girerler. Biz bu yeni dünya düzeninin tarihi akışı içerisinde neredeyiz ve bulunduğumuz coğrafya bu yeni düzende nasıl bir anlam ifade ediyor.? sorusu böyle geçiş dönemlerinde hangi güç ölçeğinde olursa olsun bütün toplumların seçkinlerinin ciddi ve yoğunluklu bir şekilde ilgilenmek ve cevaplamak zorunda oldukları bir soru halini alır.
İçinde diplomatik, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi alt soruların da bulunduğu bu temel soruya verilen muhtemel cevaplar bu soruya cevap arayan toplumun dünyada kendisini nerede gördüğü ile ilgili genel bir stratejik tahlilin ana çerçevesini de oluşturur. Burada stratejik tahlilin ana dayanak unsuru o toplumun kendi tarihi birikimini ve coğrafi mekânını yeniden anlamlı bir çerçeveye oturtmasıdır ki, bu durum bu tahlilin diplomatik/siyasi, ekonomik/sosyal ve hukuki düzlemlerden çok daha uzun dönemli bir boyut taşımasını gerekli kılar. Bu zorunluluk Türkiye için de geçerlidir.(1)
Ülkelerin jeopolitik konumlarını ve durumlarını belirleyen stratejik bakış açılarıdır. Stratejik bakış açılarını ise; etkin olduğu alanlar, etkili olmak istediği alanlar ve ilgilendiği alanlar belirlemektedir. Bu bakış açısı öncelikle, etkili olduğunu alanın coğrafyasına bağlı olarak hangi eksen içinde olduğunun belirlenmesinin en önemli şartlarından birisidir. Eğer küresel ölçekte emperyalist bir ülke değilseniz, etkin/etkili olduğunuz coğrafya sizin hangi eksen üzerinde olmanız gerektiğini gösterir.
Etkili olmak istediğiniz alanlar ve ilgilendiğiniz alanlar ise sizin güç potansiyeliniz ve kurabileceğiniz güç dengeleri ile birebir doğru orantılıdır ve stratejinizin önceliğini bu kabiliyetiniz belirler. '' Soğuk savaş parametrelerinin yok olduğu yeni uluslararası çevre içinde Türkiye jeopolitiğinin rolü de yeniden yorumlanmak zorundadır. Jeopolitik konum başlı başına bir değer değildir.
Jeopolitik konum bu konuma uygun bir tarzda ortaya konan bir dış politika stratejisinin etkin aracı olması halinde değer kazanır. Bu nedenle siyasal algıdaki en önemli değişim jeopolitik konuma yaklaşımda söz konusu olmalıdır. Jeopolitik konumun kademeli bir şekilde dünyaya açılmanın ve bölgesel etkinliği küresel etkinliğe dönüştürmenin bir aracı olarak görülmelidir.''(2)
Jeopolitik ilgi alanı karşılıklı çıkarlar için dış ilişkilerin güçlendirildiği alandır. Jeopolitik etki alanı ise jeopolitik çıkarları geliştirmek amacı ile farklı güç unsurları ile etki altına almayı, şekillendirmeyi, nüfuz etmeyi ve nüfuz alanına dönüştürmeyi amaçlanan coğrafi bölgeleri tarif etmektedir.'' Sınırlara dayalı yerel etkinlikten kıtasal ve küresel etkinliğe yönelmenin öncelikli şartı jeopolitiğin uluslararası ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerinde dinamik bir çerçeve içinde kullanılmasına bağlıdır. Jeopolitik ile ilgili bu yeni yaklaşım Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve güvenlik ile ilgili temel uluslararası parametrelerini de doğrudan etkileyecektir.''
Davutoğlu Stratejik derinlik kitabında, stratejisini kurmak ve uygulamak istediği alanları üç coğrafi havza olarak belirler.'' Türkiye'nin gelecek yüzyıla yönelik dış politika stratejisi, güç merkezleri ile ilişkilerin alternatif bir tarzda yeniden düzenlenmesini ve uzun dönemli kültürel, ekonomik ve siyasal bağların sağlamlaştırıldığı bir hinterland oluşturulması şeklinde özetlenebilir.
Bu açıdan bakıldığında Türkiye bu dış politika stratejisini ileride uluslararası çevreye kademeli bir tarzla açılabilmek için kullanabileceği ölçü önemli jeopolitik etki alanı içinde taktik önceliklere dayandırmak zarureti ile karşı karşıyadır:
a. Yakın Kara Havzası: Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar
b. Yakın Deniz Havzası: Karadeniz, Adriyatik, Doğu Akdeniz, Kızıldeniz, Körfez, Hazar Denizi
c. Kıta Havzası: Avrupa, Kuzey Afrika, Güney Asya, Orta ve Doğu Asya'' (3)
Stratejik Derinlik kitabında Türkiye'nin uluslar arası küresel konumunun güçlendirilmesine yönelik dış politikası için iç içe geçen dairesel kuşaklardan oluşan bu havzalarda bölgesel etki alanlarının kademeli olarak genişletilmesi ve nihayetinde küresel konumun elde edilmesi hedeflenmektedir.
Türkiye'nin yeni dış politikası Afro-Avrasya olarak tarif edilen bu üç halkalı havzanın yer aldığı coğrafya merkezli olarak yeniden şekillendirilerek,'' Türkiye ancak bu jeopolitik kuşaklar arasındaki geçişkenliği ve karşılıklı bağımlılığı iyi değerlendirebilen ve bunu iç siyasi kültür ile bütünleştirebilen bir yenilenme içine girerse uluslararası sistemin edilgen/çevre unsuru olmak konumundan kurtulabilir. '' (4)
'' Bu havzaların ekonomik, kültürel ve siyasi parametreler açısından iç özelliklerini ve karşılıklı bağımlılık ilişkilerini yeni bir jeopolitik teori çerçevesi içinde ele almak gerekmektedir.'' (5)
Bu teori kuram doğrultusunda stratejisini temellendireceği zemini, gerekçeleriyle beraber oluşturmak ve kabullenilmesini sağlamak için parametrelerini oluşturur. Türkiye ölçeğinde bir ülke için; hem uluslararası konumunu ortaya koymayı hedef edinen hem de stratejik derinliğini ortaya koymaya çalışan bir stratejik çalışma oluşturacaksa, metodolojik gereklilikleri göz önünde bulundurmak zorunda olduğunu belirterek, oluşturduğu metodolojisini stratejik derinlik kitabının başına yerleştirir. Davutoğlu’na göre bu bir zorunluluktur.
'' Uluslararası ilişkiler alanını da bünyesinde barındıran sosyal nitelikli çalışmalar, temelde beş boyutludur.
Tasvir. (betimleme)
Açıklama
Anlama
Anlamlandırma ve
Yönlendirme (6)
Tasvir düzleminden yönlendirme düzlemine doğru gidildikçe zihniyet parametreleri daha çok devreye girmeye başlar. Açıklayıcı tasviri nesnelliği ile yönlendirici anlamlandırmanın öznelliği arasındaki ilişki aynı zamanda stratejik analizleri en kırılgan noktalarından birini oluşturmaktadır.Aslında bütün bu süreci bir bütün içinde görmek gerekmektedir.
Tasvir yapmaksızın açıklayabilmek açıklayabilmeksizin anlamak, anlamaksızın anlamlandırmak, anlamlandırmaksızın da yönlendirebilmek mümkün değildir. Tersinden bir mantıkla söylersek de, bir duruş sahibi olmaksızın bir yön sahibi olmak, bir yön sahibi olmaksızın bir anlamlandırma çerçevesi oluşturabilmek, bir anlamlandırma çerçevesi oluşturmaksızın olgulara nüfuz edecek şekilde onları anlamak ve nihayet görüneni görünmeyen boyutları ile açıklayabilmek mümkün değildir.(7)
'' Uluslararası ilişkiler alanında derinlemesine analiz ile sistematik bütünlüğünü birlikte sağlanabilmesi disiplinler arası bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır.
Bir misal ile ortaya koymak gerekirse Ortadoğu barış sürecinin diplomatik, siyasi boyutunu ve bu boyuttaki gelişmeler bu uluslararası ilişkiler olgusunun hemen fark edilebilen ve sonuçları da takribi bir şekilde gözlenebilen kısmını yansıtır. Ancak Ortadoğu meselesinin bir bütün olarak kavranabilmesi buz dağının derinlemesine algılanabilmesini sağlayacak köklü bir altyapıyı gerekli kılar.
Buzdağının daha yüzeye yakın bölümlerini oluşturan petrol merkezli ekonomi politiği, kıtalararası etkileşimi yoğunlaştıran, jeopolitik yapılanmayı ve nihayet tarihin derinliğinden gelen kültürel unsurları göz önünde bulundurmaksızın ve bu unsurların Ortadoğu toplumlarının sosyolojik ve psikolojik yapıları üzerindeki etkilerini anlamaksızın bir stratejik analiz yapmaya çalışmak görünenin yüzeyselliğine mahkûm olmak demektir. Bir Yahudi’nin ya da Müslüman'ın, Kudüs ile ilgili semboller dünyasını kavramadan bu semboller dünyasının renklerini dokuyan tarihi ve psikolojik unsurları göremeden, her iki toplumu yönlendiren sosyolojik motivasyonların dinamizmini anlamadan Ortadoğu meselesi üzerinde fikir yürütmeye kalkışmak buzdağının görünen kısmıyla bütün hacmini hesap etmeye kalkışmak gibidir.'' (8)
Görünen olgunun arkasındaki görünmeyen köklü sebepleri kavramak içindinler tarihi, siyasi tarih, ekonomi -politik, siyaset sosyolojisi, din psikolojisi gibi birbirinden ayrı gibi görülen alanlardaki birikimleri sentez edebilen bir yaklaşımı benimsemek zaruridir.
Bir akışın ya da sürecin anlamlandırılması ise zaman idrakine dayanan bir tarih derinliğini ve mekân idrakine dayanan bir coğrafya derinliğini gerektirir.
Tarih derinliği olayların ruhuna, coğrafya derinliği de bu ruhun üzerinde tecessüm ettiği maddi alanın kıvrımlarına nüfuz edebilmemizi sağlar. Gerek tarihi gerekse fiili etki alanı itibariyle bulunduğu coğrafya ile sınırlandırılması güç toplumların uluslararası konumlarını tespit etmeye çalışmak bu çift yönlü derinliği analitik ve sistematik bir bakış açısının merkezine yerleştirir.
Tarihi derinlikten yoksun bir analiz birbirleriyle irtibatlandırılması güç, kopuk kopuk olguları, coğrafi derinlikten yoksun bir analizde mikro-makro bağlantısını kuramayan yüzeysel genellemeleri beraberinde getirir. Bu kopuk kopuk mikro ünitelerden sistematik bir bütünlüğe ulaşabilmek de söz konusu olamaz.(9)
Ahmet Davutoğlu oluşturacağı stratejisine, birbirinin devamı olan süreçlere tanımsal aşamalar belirleyerek başlar. Bu tanımsal aşamalar birbiri içine giren ve bir sonraki tanımlamayla ilişki kuran; biri diğerinin anlaşılmasındaki derinliği /kavramsallaşmayı oluşturan bir bütünlük ve anlamlılık içinde oluşurlar. Her aşama ve sürece ait kavramsallaştırmalar, oluşturulacak stratejinin kurulmasındaki metodolojiye süreçler arasındaki geçişkenliği sağlayan anahtar görevi görmektedir.
''Gözlemden kavramsallaştırmaya, kavramsallaştırmadan soyutlamaya, soyutlamadan teoriye geçiş, tasvirden açıklamaya, açıklamadan anlamaya ve anlamadan anlamlandırmaya geçişin metodolojik anahtarlarıdır. '' (10)
''Tasvir düzleminden yönlendirme düzlemine doğru gidildikçe zihniyeti parametreleri daha çok devreye girmeye başlar.'' (11)
Kurulan stratejiye, düşünsel ve kavramsal bir çerçeve oluşturularak; '' ilk dört boyut zihinsel bir zeminde kalabilirken beşinci boyut bu zihinsel süreçlerle pratik arasında bir köprü oluşturur.''(12) zihinsel parametreleri devreye sokabilmek için, Davutoğlu Dışişleri Bakanlığı'nı yaptığı ülkesi için; oluşturduğu stratejisi gereği bir tanım- tasvir/tasvirler oluştur. Bu tasvir ve tanımlamalar kitabının başında oluşturduğu anlama, anlamlandırma ve yönlendirmek için gerekli bir başlangıçtır. Bilimsel anlamlılığı güçlendirmek için birden fazla tanımlama oluşturur/oluşturulabileceğinin örneklerini verir.
''Türkiye'nin uluslararası konumunu ortaya koymayı hedef edinen her çalışma bu metodolojik gereklilikleri (yukarıda oluşturulan metodolojik yöntem ) göz önünde bulundurmak zorundadır.'' (13)
Bu tanımlamalar stratejisinin zeminini oluşturacak tanımlamalardır. Neden, sebep ve sonuç ilişkisine bu tanımlamalardan kalkarak cevaplar oluşturulacaktır. Bu tanımsal zeminden hareket etmek, yönlendirmeye dönük fikirler ortaya koymanın / koyabilmenin ya da üretebilmenin tek yoludur. '' İlk dört boyut ne ölçüde mantıki olarak tutarlı ve tarihi olarak geçerli bir zemine sahipse son boyut da o ölçüde kalıcı etkiler yapacaktır. (14) ''
Davutoğlu tanımlamaları ortaya koyar:
'' Türkiye yirminci yüzyılda tarih sahnesine çıkmış modern bir ulus devlettir. Tanımlaması bir tasvir olunması açısından doğru unsurlar barındırmaktadır'' (15)
Mesela bu tanıma, yeni boyutlar ekleyerek '' Türkiye bu asrın başında Avrasya üzerinde egemen olan sekiz çok uluslu imparatorluk yapısından (diğerleri İngiltere,, Rusya,, Avusturya-Macaristan, Fransa,, Almanya,, Çin ve Japonya’dır. ) birini oluşturan Osmanlı Devleti'nin mirası üzerinde kurulmuş modern bir ulus devlettir. '' şeklinde bir tasvir yapıldığında Türkiye'ye benzer birçok ülkeden tefrik etmeyi sağlayacak tarihi bir kriteri barındıran ve bu yönüyle açıklayıcı çerçevelere zemin teşkil edebilecek bir tasvir yapılmış olur. (16)
Yine mesela '' Türkiye dünya ana kıtası üzerindeki ana jeopolitik kuşakların etkileşim alanında bulunan modern bir ulus devlettir. '' dendiğinde tefrik edici niteliğiyle açıklama boyutunun önünü açan bir tasvir yapılmış olur. Bu tasvirlerden birincisi, jeokültürel ve tarihi ikincisi ise jeopolitik bir kavramsallaştırmayı beraberinde getirir. (17)
Bu tasvirler barındırdıkları kriterler ve kavram araçları ile tek tek bunalım alanları hakkında açıklayıcı cevaplara zemin teşkil etmeye başlarlar. Mesela Türkiye'nin niçin Bosna, Kafkasya ve Ortadoğu'daki bunalım alanlarına bigane kalamadığı ve kalamayacağı sorusu bu tasvirlerden hareketle açıklayıcı cevap çabalarının önünü açabilir.
Denilebilir ki tefrik edici ve özgün unsurları barındırmayan tasvirler açıklama boyutuna geçebilmeyi sağlayacak metodolojik araçları sunamaz. Dikkat edilirse her iki tasvir bir araya getirildiğinde tekil olayların sebep sonuç ilişkilerini göstermeye çalışan sıradan bir açıklama çabasının ötesinde Türkiye ile ilgili zaman ve mekân derinliği barındıran kapsamlı bir anlam çerçevesi oluşmaya başlamaktadır.
Zaman ve mekân değerlerine doğru başlayan bir süreç kaçınılmaz bir şekilde soyutlama işlemini devreye sokar. Kısa bir tanımıyla ortaya koymak gerekirse; anlamak, zaman ve mekanın derinliğine nüfuz etmek ve bu derinlik ile zihinsel imajları arasında bir tür irtibat kurmakla başlar. Mesela cari tarih ve coğrafya paradigmalarını sorgulayarak Türkiye'nin özgün konumunu tamamlamaya çalışmak böylesi bir anlamlandırma çabasının teorik çerçevesini ortaya koymaya başlamak demektir. (18)
Ahmet Davut oğlu yukarıdaki tanım- tasvirlerin yanında başka tanım ve tasvirler de yapmaktadır.(19)
Hatta kendisinin yaptığı tanımların dışında başka stratejistlerin Huntington'un medeniyetler çatışması kitabında yaptığı tanımlarından da örneklerini verir.(20)
Ahmet Davutoğlu bu tanımların içinden kendi stratejisine uygun ve stratejik zemini teşkil edecek
'' Türkiye bu asrın başında Avrasya üzerinde egemen olan sekiz çok uluslu imparatorluk yapısından (diğerleri İngiltere,, Rusya,, Avusturya-Macaristan, Fransa,, Almanya,, Çin ve Japonya’dır. ) birini oluşturan Osmanlı Devleti'nin mirası üzerinde kurulmuş modern bir ulus devlettir. '' tanımlamasını benimsemektedir.
Bunu kitabının daha sonraki sayfalarında, stratejisini gerekçelendirildiği bölümlerindeki tarihsel birikim ve bilinç, tarihsel sorumluluk kavramlarının geçtiği bölümlerde bu tanımlamaya atıflar yapmasından anlayabiliyoruz.
Bu tanımlama, Ahmet Davutoğlu’nun stratejisinin kurucu tasvir/tanım bölümünü oluşturması ve bu tanımlamanın zihinsel parametresinin bir sonucu olmasından dolayı; uluslararası siyasal yönelişinin omurgası haline gelir. Bu yanlış zemin (tasvir) tanımlaması ve paradigma üzerinden kurulan dış siyaset, oluşturulan stratejisinin pratik uygulama alanlarında başarı elde edememesinin en büyük sebebi olarak önümüzde durmaktadır. Bu durum uzak ve yakın kıta havzalarıyla kurulan ilişkilerde çelişkili bir siyasal duruşu ortaya çıkarmış ve bu havzalardaki ülkelerle kurulmak istenen ilişkiler bu çelişkilerden dolayı kurulamamıştır.
Hatta bu tanım üzerinden kurulan ilişkiler, coğrafyasında farklı tehdit algılarını da ortaya çıkarıcı rol oynamıştır.
Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik kitabının ''güç denklemi ve unsurları'' başlığı altında incelemeye tabi tutulduğu; sabit veriler bölümünde (coğrafya, tarih, nüfus ve kültür) '' Türkiye'nin sabit bir verisi olan Osmanlı tarihi mirasının '' önemine vurgu yaptığı bölümde şunları söylemektedir.
''jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik tanımlamalar toplumların zaman ve tarih idrakleri ile de bir bütünlük oluşturmaktadır. Bir toplumun medeniyet aidiyetinin, kültürel kimliğinin, kurumlarının ve dışa yansıyan biçimsel formlarının oluştuğu tarihi süreç de sabit bir veridir.Mesela Türkiye'nin sabit bir verisi olan Osmanlı tarihi mirasının soğuk savaş dönemindeki ağırlığı soğuk savaş sonrası dönemde önemli bir değişim geçirmiş ve Türkiye'nin gerek Balkanlar'da gerekse Kafkaslar'da çok daha aktif bir dış politika yapımına yönelmesine yol açmıştır.Son on yıl içinde Türkiye'nin gerek Balkanlar gerekse Kafkaslar’ da müdahil olduğu birçok bölgesel mesele temelde bu tarih mirasının izlerini taşımaktadır.
Bu bölgelerdeki Osmanlı bakiyesi unsurlar, ortaya çıkan jeopolitik boşluğun doğurduğu baskılarla tarihi güvenlik alanı olarak gördükleri Balkanlar / Anadolu eksenli Osmanlı merkez alanına yönelmişlerdir. Asrın başında Osmanlı tarihi mirasındanyeni tanımlara dayalı bir ulus devlet olarak çıkan Türkiye Cumhuriyetiasrın sonunda bu mirasın jeokültürel ve jeopolitik sorumlulukları ile tekrar yüzleşmek zorunda kalmıştır.Türk dış politikasına önemli yüklerle birlikte yeni ufuklar ve imkânlar da kazandıran bu sorumluluklar önümüzdeki dönemdeTürk stratejik zihniyet ve kimliğinin yeniden şekillenmesindeki en belirleyici unsurlar olarak devreye girecektir.'' (21)
Kitabından alıntı yaptığımız bu paragrafı, oluşturulan teorik çerçeve içerisinde inceler ve kurulan fikir örgüsü içindeki cümlelere anlam kazandıran tanımlamalar üzerinden değerlendirmeler yaparsak, şöyle diyebiliriz.
Davutoğlu
1. Türkiye Cumhuriyeti'ni Osmanlı Devleti'nin mirasçısı / temsilcisi ve devamı olarak görmektedir.
2. Osmanlı Devleti'nin tek mirasçısı ve devamı olan Türkiye Cumhuriyeti; Osmanlı'nın geçmiş yüzyıllarda yaptığı çatı devlet misyonunu/sorumluluğunu tekrar yüklenmelidir. Tarihsel süreç ve miras bunu gerekli kılmaktadır, söylemini benimsediğinin değerlendirmesini yapabiliriz.
Çünkü '' Türkiye'nin savunma yapılanmasındaki tarihi faktörler Türkiye'yi cari uluslararası sınırların konjonktürel etkisinin ötesinde bir savunma stratejisi geliştirme zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmaktadır.Osmanlı Devleti'nin tarihi ve jeo politik zemininde doğmuş bulunan ve o mirası devralan Türkiye'nin savunmasını sadece sahip olduğu sınırlar içinde düşünmesi ve planlaması imkânsızdır.Bu tarihi miras Türkiye'nin kendi sınırları ötesinde de her an müdahil olması gereken de facto durumlar doğurabilir.'' (22) demektedir.
Davutoğlu Bosna ve Kosova bunalımlarının konuya canlı örnekler olduğunun delil olarak ortaya koymaktadır. Bu tarz problemlerde Türkiye'nin üslenmesi gereken misyonu gerekçelendirirken
'' tarihi mirasın yüklediği sorumluluk'' olarak belirlemektedir.
'' Bundan gerekli dersleri çıkarmamız halinde Türkiye'nin savunma stratejisini de savunma sanayiini de sahip olduğutarihi mirasın yüklediği sorumlulukları göz önünde bulundurularak oluşturma zorunluluğunu görebiliriz.'' (23)
3. Bu sorumlulukla ve bu sorumluluk hissinin / hissiliğinin oluşturduğu algıyla hareket eden Türkiye; Osmanlı bakiyesi olan topraklarda Balkanlar'da Kafkaslar’ da ve Ortadoğu'da vs. bu temsiliyetten aldığı yetkinin / yetkinin verdiği liderliğin bütün ülkelerce kabul edilmesini/edilmesi gerektiğini doğal bir sonuç olarak görmektedir.
Bu üç tespitten yola çıkarak; Davutoğlu ve siyaset stratejisini Osmanlıcılıkla değerlendirmek kadar doğal bir sonuç olmasa gerek.
Konuya devam edeceğiz.
Selam ve dua ile
1.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:517-518
2.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:117
3.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:117-118
4.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:118
5.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:118
6.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:1
7.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:3
8.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:5
9.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:6
10.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:2
11.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:3
12.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:2
13.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:6
14.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:2
15.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:6
16.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:7
17.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:7
18.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:7
19.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. Bakınız s:8
20.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. Bakınız s:9
21.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:22-23
22.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:41
23.Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik Küre Yay. S:42


Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.