Veysel Ocak
Veysel OcakYazar

Dostumun dostu...

Birbirinize karşılıklı gidip geldiğiniz, ailecek görüştüğünüz, her türlü sırrınızı paylaştığınız, kritik zamanlarda yardımlaştığınız, zamanla birbirinizin güçlü ve zayıf noktalarını da fark ettiğiniz bir dostunuz olsa.. Bu dostunuzun da aynı şekilde kendisine çok yakın bir dostu olsa ve siz onunla, ne zaman dostunuza gitseniz hep karşılaşsanız… Dostunuzla hayatî kararlar alacağınız her defasında, onun o dostu da sizin yanı başınızda olsa… Dostunuz, bütün adımlarında, hatta sadece sizi ve onu ilgilendiren kararlarda bile o dostu mutlaka hesaba katsa.. Zamanla dostunuzun dostu da sizin çok yakınınız, sırdaşınız, kader ortağınız haline gelmez mi? 

On yıllar boyunca birbirine çok yakın olan ABD ile Suudi Arabistan'ın bu dostluklarının sonunda, Riyad'la Tel Aviv arasında bir yakınlaşmanın belirmesi, işte bu nedenle hiç sürpriz değil. Ortaya somut kanıtların ya da itirafların çıkmasına gerek yok. Riyad'la Washington böylesine derin ilişkiler geliştirirken, Tel Aviv'in de "dostun dostu" sıfatıyla denkleme dâhil olması gayet normal. Hatta aklî ve mantıkî bir zorunluluk. 

Gerçi son günlerde, bu doğal mantıkî sonucun somut kanıtları da gündeme gelmeye başladı. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun İbranice yaptığı "Suudi Arabistan'la ilişkilerimizin gelişmesini isteriz, çünkü menfaatlerimiz ortak" açıklamasından birkaç hafta sonra, İsrail'in Filistinlilerle Barış Görüşmelerinden Sorumlu Bakanı Tzipi Livni benzer şeyler söyledi. Aynı zamanda Adalet Bakanı da olan Livni, geçtiğimiz hafta Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, "İran konusunda Suudilere kulak verdiğimizde aynı dili konuştuğumuzu görüyorum" dedi. 

Suudilerle İsraillilerin sadece İran konusunda değil, özellikle ticari meselelerde (Normalde Yahudi ve Hıristiyanların ayak basmasının dahi yasak olduğu Mekke ve Medine'deki birçok tesis ve otel, Yahudi sermayesinin dünyadaki tanınmış temsilcilerine ait), Filistin sorunu bağlamında ve daha birçok konuda yıllardır yakın çalıştıklarını tahmin etmek zor değil. Suudi yöneticilerinin Hamas ve diğer örgütlerle aralarına mesafe koyarak, özellikle Ramallah merkezli Filistin hükümetleriyle çalışmayı tercih etmesi de tesadüf değil elbette. 

Bölgede Suudi Arabistan'la İsrail arasında doğal bir köprü işlevi gören Ürdün'ü de anmadan geçmemek gerekir. Tarihsel olarak baktığımızda, Suudi Arabistan Krallığı'nın kuruluşu, Ürdün Krallığı'nı kuran kadroların Hicaz'dan sökülüp atılmasıyla gerçekleşmişti. Şerif Hüseyin'in oğlu Abdullah, Ürdün topraklarıyla yetinmek zorunda kalmış; Abdülaziz, Arap Yarımadası'nın tamamına yakınını eline geçirmişti. Hicaz'ı elinde bulundurmanın sağladığı avantaja petrolün getirdiği zenginliği de ekleyen Suudiler, zamanla Ürdün'ü epey geride bırakmıştı. 

Normal şartlarda aralarında çekişme ya da gerginlik olması beklenen Ürdün ve Suudi Arabistan, "Washington'ın bölgedeki stratejik ortağı olmak" ortak paydasının da yardımıyla ilişkilerini gün geçtikçe derinleştiriyor. Kral Hüseyin döneminde yaşanan bazı ufak pürüzler (örneğin Ürdün'ün Körfez Savaşı sırasında Arap dünyasının tamamını karşısına alarak Irak konusunda çekimser kalması) çoktan aşılmış görünüyor. 1999'da babasının yerini alan Kral Abdullah'ın, adaşı Suudi Kralı'na son derece hürmetkâr davrandığını da not etmek lazım. 

İsrail'le resmen barış anlaşması imzalayan iki Ortadoğu ülkesinden biri olan Ürdün (diğeri Mısır), Suudi Arabistan'ın Tel Aviv'le olan ilişkilerini de yürütmesine yardım ediyor. Amman'ın gözden uzak köşeleri, genellikle üst düzey buluşmalara sahne oluyor. Son mühim buluşma geçtiğimiz hafta gerçekleşti mesela. Jerusalem Post gazetesinin dünkü (pazar) nüshasında yer alan bir habere göre, Suudi Arabistan'ın acar İstihbarat Şefi Prens Bender bin Sultan, 'İsrail-Filistin barış görüşmelerine aracılık etmek ve yapıcı rol oynamak adına' Ürdün'e gizli bir ziyaret gerçekleştirdi. Gazetenin haberinde, söz konusu buluşmada İsrail'den isimlerin yer alıp almadığına dair bir ayrıntı yoktu, ancak bu ihtimalin pekâlâ gerçekleşmiş olabileceği düşünülebilir. Amman, Kudüs'ten bir saat uzaklıkta. 

ABD Başkanı Barack Obama'nın, birçok konuda aynı anda hem İsraillileri hem de Suudileri kızdırmayı başarması yüzünden, iki ülke de kaçınılmaz olarak birbirine daha fazla sokuluyor. Arap Baharı'nın yarattığı politik ve sosyal karmaşayı da buna eklediğimizde, Tel Aviv-Riyad-Ürdün üçgeninin bundan sonra safları daha da sıklaştıracağını söylemek mümkün. 

[email protected]

Yorumlar

0 onaylı yorum

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.

Yorumlar panel onayından sonra yayınlanır.