Öncelikli olarak şunu ifade etmeliyim ki, eşitlik ve adalet aynı kavramlar değillerdir. Çoğu zaman beraber kullanılan, birbirine karıştırılan, anlam bulanıklığı oluşturan iki kavramdırlar. Bu durum kavramlardan değil, bizim onlara yüklediğimiz anlamlar ve kullanıma soktuğumuz anlarla ilgilidir.
Tanımlamalarına baktığımızda, eşitlik: her hangi iki şeyin her yönden aynı olma imkanı ve özelliklerine sahip olma halidir. Adalet ise, her hangi iki şeyin hak ettikleri miktarda ve ölçüde haklarının gözetilmesi halidir. Bu iki kavramın anlaşılması noktasında bize yardımcı olabilecek üçüncü kavram hikmet hem Doğu hem de Batı literatüründe farklı anlamlara sahiptir.
Batı felsefesinde Sokrates’ten bu yana hikmetin(wisdom) bir çok tanımı yapılmıştır, fakat genel manada şunları söyleyebiliriz:
*hakikatle ilgili alçak gönüllülük,(epistemic humility)
*hakikatle ilgili doğruluk,(epistemic accuracy)
* ilim ve mantıklılık[i],(knowledge and rationality) görüldüğü üzere, Batı’da hikmet özellikle ahlaklı ve rasyonel tavrını karışımı olan bir tanımlamaya dayalıdır.
Buna karşın, İslam düşünce geleneğinde dine dayalı tanımlamalar vardır, fakat tüm bunları içine alacak kapsayıcı açıklama Kuran-ı Kerim’in Nur Suresi’nin 35.ci ayetinde yapılmaktadır:
Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir, o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan)tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir.Bu nûr üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara(işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.[ii]24/35
(Allah'ın nur olmasının manası, bütün âlemin ve alemdeki bütün hissî nurların ve idrak edici güçlerin yaratıcısı ve icat edicisi olmasıdır. Şu halde, nurdan asıl umulan aydınlatma, açığa çıkarma. tecelli ve inkişaf manalarının temeli, nurdan ve nûru alandan çok, nûru yapıp yaratana ait olacağı için «Nur» ismi Allah'a daha lâyıktır. Ancak, bundan dolayı nûru yaratana «Nûr» denilmesi, lisan bakımından hakikat değil, mecazdır. Bu bağlamda hikmet ancak ilahi yol ve yöntem ile mümkündür.
Bu kavramsal çerçeveden sonra, şunu belirmem gerekir ki, adalet ve eşitlik kavramları farklı anlam dünyalarına sahiptirler, yani anlam yönünden ikisi denk değillerdir.
Mesela tabiatta baktığımızda eşitlikten değil, adaletten söz edebiliriz. Denizlerin geniş ve büyük olması göllerin sınırlı ve küçük olması, bazı dağların yüce bazılarının ise alçak, bazı bölgelerin çorak bazılarının ise yemyeşil ve bereketli olması eşitliğe değil adalete delildir. Her tarafın yüce ve yüksek dağlarla çevrili olduğunu, ya da her tarafın geniş su kütleleriyle çevrili olduğunu düşünün sizce yaşanabilecek bir alan kalır mı?
İnsanların uzuvlarında adalet mi var yoksa eşitlik mi? Kulaklarımız, ellerimiz, gövdemiz, gözlerimiz, bacaklarımız eşit mi yoksa dengeli mi? Kimisi küçük kimisi büyük, fakat her birinin işlevi oldukça önemli. Görüldüğü üzere, vücudumuzun her organı tastamam bir denge ve ahenk içerisinde yaratılmış. Koyun neden dört insan iki ayaklıdır çünkü insan iki koyun dört ayağa uygundur.
Bir manzara resmini ele alındığından, renklerde ve objelerde tam olarak bir adalet vardır. Tüm renklerin eşit ve tüm objelerin niceliksel olarak aynı olması acaba sanatsal bir ürünün ortaya çıkması mümkün müdür? Tüm insanların eşit olması meseleside böyledir. Biri fakir diğeri zengin, biri akıllı diğeri zekaca noksan, biri güzel diğeri değil, biri yetenekli diğeri değil, vb., gibi zıtlılar hayatı anlamlı kılmaktadır. Zıt yönlü bulutlar yağmuru oluşturur, zıt yönlü atomlar enerjiyi meydana getirir yani hayatı var eder. Hepsinde bir adalet vardır, eşitlik değil.
Varlık yoklukla anlam kazanır, acı tatlıyla, sevinç üzüntü ile, bülbül gül ile, aile anne, baba ve çocuklar ile var olurlar. Fakat hepsinin kendine has ve belirleyici özellikleri vardır. Ailede anne baba rolünü ya da tam tersi durumlarda kaos yaşanır, niteliksiz ve liyakatsiz birinin yönetici olması o kurumu batırır, yani farklı rollere, özelliklere ve değerlere sahip varlıkları ve insanları eşitlemek en büyük adaletsizliktir. Asıl önemli olan olan bu ahenge ve dengeyi hikmet ile kavramaktır. Hikmet adalet kapısının anahtarıdır.
İllaki bir eşitlikten bahsedilecekse bu siyasi ve sosyal hayatta olabilir. Yönetime katılma ve söz hakkına sahip olma eşitlik gerektirir. Siyasi, sosyal ve eğitim alanında herkese fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Bu eşitlik olmalı aksi takdirde huzur ve barış yakalanamaz. Ancak, yetenek, liyakat, kapasite ve ilim açısından farklı olan insanların eşitlenmesi, eşit imkân ve kazançlara uygun bulunması adaletsizliktir.
Nihayi olarak, her bakımdan her şeyin ve her insanın eşit olması pekte anlamlı değildir. Bu yönde bir çaba ve uğraş içinde olmak sadece var olan ‘dengeyi’ bozar. Bu ince sınırı yakalamanın ve fark etmenin tek yolu hikmettir. Hikmet gerek Batı düşünce sisteminde gerekse İslami öğretide her zaman önemli bir yer ihtiva etmiş, adaletin tesis edilmesi için en hayati yol olarak görülmüştür.
[i]. Ryan, Sharon, ‘’Wisdom’’, http://plato.stanford.edu/entries/wisdom/#WisEpiHum, (18.04.2014)
[ii]. Kuran-ı Kerim, ‘’Nur Suresi’’, 24/35


Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.