Veysel Ocak
Veysel OcakYazar

İnsan ucuz, hayat pahalı!

Kullandığımız konfor araçlarının bir bedeli var ve dünyanın hiç bilmediğimiz bir yerinde birileri bu bedeli ödüyor. Herkes aynı anda zengin olamayacağına ve zengin olanlar zenginliklerinden vazgeçmeyeceğine göre, yoksulluk yükü birilerinin sırtına yüklenmek zorunda.

Üretmenin zorlukları ile tüketmenin kolaylıkları arasında kapanması zor bir uçurum var ve bu giderek derinleşiyor. Yeni yüzyılın getirdiği bütün acıların temelinde bu hesapsızlığı göreceğiz. Evine götüreceği ekmeği için ömürlerini tüketen kalabalıklar, ancak hovardaca bir tüketim kültürüyle çarklarını döndürebilen yeni ekonomik döngülerin harcına dökülecekler.

Sanayileşme çağı, insana hayatın geleneksel ihtiyaçlarından daha fazlasını istemeyi öğreterek kirli paslı bir çağın yolunu açtı. Geleneksel toplumlar, daha az şeye sahip oldukları için kendilerini bizim hissettiğimizden daha kötü hissetmiyorlardı; çünkü, huzur ve mutluluğun daha küçük maliyetlerle inşa edildiği bir hayatın havasını soluyorlardı. Küçük şeylerle huzurlu ve mutlu olabilen insanlar, sonu gelmez yeniliklerle dolu bu yeni fırsatlar çağında, sahip oldukları ve olmaya çalıştıkları daha büyük şeylerle aynı huzur ve mutluluğu neredeyse hiç yaşayamadılar.

Tüketim çağının başında, insanı yeni ve zengin imkanlarla donatacak, hayatı kolaylaştıracak, hayalleri gerçek kılacak yeni bir dünya kurulacağına inandırdılar herkesi. Oysa bunun bir illüzyon olduğu çok açıktı: Herkesi mutlu edecek bir düzen, mümkün olan en adil paylaşım imkanlarını tesis etmekle mümkündü ve böyle bir şey, ekonomik olarak asla yeterince kazançlı olamazdı.

Sanayileşme sanayiciyi, yatırım sermayeyi, sermaye büyük zenginleri zorunlu kılıyordu. Bu devasa makinenin işlemesi için bir şey daha gerekiyordu: Çarkları döndürmek üzere fedakarca çalışmaya gönüllü olacak ekmeğinin peşinde kalabalıklar... Her şeyin yolunda gitmesi için zenginin zenginliğinde, yoksulun yoksulluğunda istikrar kılması gerekiyordu. Peki ama, çalışan kalabalıkları bulunduğundan daha iyi bir yere götürmeyen, götürmeyeceği belli olan bu yolu yürümeye mahkum eden şey ne olabilirdi? Onu geleneksel hayatından, toprağından, kanaat üzere işleyen mütevazı düzeninden koparan neyse o! İhtiyaç diye yutturulan bir sürü beklenti, talep ve arzu...

Yorumlar

0 onaylı yorum

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.

Yorumlar panel onayından sonra yayınlanır.