Veysel Ocak
Veysel OcakYazar

Kolektif bir cinayetin tek kayıp öznesi

Bugünlerde söylenmiş bütün esaslı cümlelerin bir 'kayıp özne'si var; özellikle de söylenen söz insana dairse...

Son bir kaç on yılda ne çok şeyi eksilttik hayatımızdan. Bizi ağırlaştırdıklarını, hızımızı kestiklerini düşünerek ne kadar kolay vazgeçtik 'ağırlıklar'ımızdan. O kadar hafifledik ki farkında olmadan, ayağımızı hiçbir şey yere bastıramıyor artık!

Yitip gitmeye bıraktığımız her değerli şey, bir parçamızı da yanında götürüyor. Her geçen gün kendimizi tanımakta biraz daha fazla zorlanıyor oluşumuz bundan.

Trafikte uzunları yakarak seyahat etmek aynı yolu kullanan başkaları için tehlikeli... Yaşarken sürekli kısaları yakılı tutmak da bizim için tehlikeli...

Herkes içindeki boşluğu yine boşlukla doldurmaya çalışıyor.

Açlığa doymayan, tokluğu olmayan, durmayı bilmeyen insanlar olduk hepimiz.

Hazımsızlık; yediğini öğütmekte zorlanmaktan daha çok, yiyemediğini unutmakta zorlanmaktır.

Herkesin yediğini ye, herkesin giydiğini giy, herkesin istediğini iste, herkesin bildiğini bil, herkesin kapıldığına kapıl, sonra da 'bambaşka biri' olduğuna inanmamızı bekle!

'İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez' demişti Küçük Prens gözlerimizin ta içine bakarak...

Hepimiz aynı gezegende mi yaşıyoruz gerçekten; yoksa herkes kendi gezegeninde mi, tek başına?

Yaşlılarını fazla ortalıkta dolaşıp ayağa dolanmasınlar diye fil mezarlıklarına terkeden bir insanlık! Adına bir de 'huzurevi' diyoruz bu buzdan binaların... Böyle duygusuz bir insanlık, ancak böyle kaskatı bir yalanla ayakta durabilir!

Aslında kördüm, cinayeti yine de gördüm!

Geç vakitlerde, elimizde fenerler, gözlerimizde endişe, hep insanlığımızı aramak için çıkıyoruz aslında biz sokağa. Ama hep üşümüş çocuk cesetleri buluyoruz boş arsalarda, izbe bahçelerde, metruk harabelerde, kirli havuzlarda, ıssız arazilerde, yol kenarlarında, hava boşluklarında, karanlık çukurlarda.

Madem ki kendimize toplum diyoruz, insanlığımızı yekpare bir bütün gibi düşünmeye mecburuz. Aynı bedenin uzuvları gibiymişiz gibi... Elleri çocuk katleden bir canavarın gözleri hayata masum bakabilir mi peki?

Her gün bu kirli ve kanlı gösteriyi izleyip, birbirlerine 'Yahu ne oluyor bu dünyaya?' diye soranlar, direksiyonda sizin parmak izleriniz yok mu sanıyorsunuz?

Cinayet haberlerinden, vahşet görüntülerinden, ölüm videolarından ilgi devşiren medyanın müşterisi kim? Haber bültenlerini 'canlı ölüm' gösterileriyle bezeyen 'arz'ın 'talep'i nereden?

Acıyı ve çaresizliği teşhir eden her araç büyük ilgi görüyor ve popülerliğini arttırıyor. Bu çarkın dönmesi için her geçen gün daha fazla kurban gerekecek!

Daha çok acıtılacak can, daha çok dökülecek kan, daha çok kirletilecek masumiyet! Hiçbir gerilim filmi, hayatın kendisi kadar inandırıcı olamaz!

Neye yönelmişsek, onun gölgesi düşer yüzümüze.

Yorumlar

0 onaylı yorum

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.

Yorumlar panel onayından sonra yayınlanır.