I-Komplo teorilerine bayılıyor lakin gelecek analizlerine mesafeli duruyoruz.
Komplo teorileri, anlayamadığımız bütün sıkıntılı noktaları bir anda aydınlığa kavuşturuyor, 'onlar' olarak inşa ettiğimiz tehlike üzerinden kendimizi mesuliyetten kurtarıyoruz.
Komplo teorileri çocukların ben yapmadım ayım yaptı savunusuna benzeyen bir müdafaa inşa ediyor. Biz iyiyiz, ama dış güçler ama onlar.
Sadece Türkiye'nin değil her ülkenin kendisini tehdit eden 'dış güçleri' var. Obama'nın Merkel'i dinlediğine dair haberlerin üzerinden şunun şurasında kaç gün geçti!
Komplo teorileri devletin birimleri tarafından senaryolaştırılır, gereken önlemler alınır. Bizde ne yapılıyor? Harcıâlem her konuşmanın dibi vara vara bir komplo teorisine varıyor.
Devletin bazı birimleri gelecek senaryoları inşa eder bu senaryoların önemli bir kısmı komplo teorilerine yaslanabilir. Burada sorun yok. Lakin devletin her türlü birimi bütün enerjisinin komplo teorilerine verirse, medya bütün varlığını komplo teorileri üzerine inşa ederse, üniversitelerde bile sürekli olarak komplo teorisi üzerinden analiz yapılırsa; hiçbir komplonun başaramayacağını bizzat biz kendimiz başarmış olarak kendi ayağımıza sıktığımız kurşunlarla reflekslerimizi felç etmiş oluruz.
Ülke olarak komplo teorilerine değil gelecek okumalarına ihtiyacımız var.
Gelecek okumalarını komplo teorilerinden ayıran nedir?
Gelecek okumalarının komplo teorilerinden farkı şu: Geleceği bu günün izleğinde ele alıyoruz. Bu gün hem geçmişe hem geleceğe baktığımız limandır. Tarih daima bugünden geriye doğru tekrar tekrar inşa edilir.
Yarına bakan gözde, bugünün sıkıntılarına maruz kalan bedenin diğer azalarının yükü vardır aynı zamanda. Lakin bu yük duygusal değil rasyonel bir anlayış üzerinden taşınıp yerine yerleştirilir. Gelecek okumalarında disiplinler arası bir geçişkenlik söz konusudur.
Komplo teorisinde ise geçmişi yarına aktaran bir köprüden ziyade bugünde kilitleyip felç eden bir yan vardır.
II-
Gelecek okumaları önemlidir ki bunların mutlu mesut yarınlar inşa edenlerine ütopya karanlık bölgeleri gösterenlerine kara ütopya diyoruz.
Kara ütopyaların izleğindeki öngörü daima ilgimi çeker. Edebi olarak en etkili bulduğum Huxley'in 'Yeni Cesur Dünya'sı, Orwel'in '1984' ü olmakla birlikte bunlara öncülük ettiğini düşündüğüm Herbert George Wells'in teknolojinin insan hayatına kattığı 'olumsuz' yanları merkeze alan satırlarını çok etkileyici buluyorum. G.H Wells (1866–1946) yılları arasında yaşıyor. Teknoloji üzerine yapmış olduğu felsefi çıkarımlar bugün bile ufuk açıcı. Teknolojiyi sadece gündelik hayatı kolaylaştıran bir olgu olarak değil toplumsal temeller üzerinde meydana getirdiği değişim üzerinden ele aldığı için 1893 yılında yayımlamış olduğu 'Zaman Makinesi' bizi hala şaşırtma potansiyelini bünyesinde saklı tutuyor.
Sanayi İnkılabı'nın içine doğmuş, şehirleşmesini tamamlamış İngiltere'de yaşamış olan Wells, teknolojinin getirmiş olduğu yeni toplumsal yapıya dair M.S. sekiz yüz binli yıllara dayanan öngörülerde bulunurken; çağdaşı sayılabilecek Ahmet Mithat Efendi'nin teknoloji tutkusuna bakalım bir de...
Niye mi Ahmet Mithat Efendi'ye bakıyoruz? Çünkü muhafazakâr bir kimlik olarak dünyayı algılama biçimi her birimizde hala daha varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Ahmet Mithat Efendi'nin (bu arada kendisine rahmet dilemekten hiç vazgeçmiş değilim) okuduğu Fransız kaynaklarda rastladığı her türlü teknolojiyi ve yeniliği alelacele metinlerine dâhil etmekten hoşlanan bir kalem olduğu malum.
Bu metinlerde bir gün karşısına telefon denilen alet çıkmış olmalı ki,'Dürdane Hanım' adlı romanında derhal yer veriyor bu yeni icada. Lakin telefonu bir iletişim aracı olarak değil yan köşkte olan biteni anlayacağı bir dinleme aracı olarak tasvir ediyor.
Ahmet Mithat Efendi telefonun teknolojisini doğru anlamamıştı ve fakat onu bizim nasıl kullanacağımızı çok iyi 'anlamıştı'.



Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.