Okumakta olduğunuz satırları cömert güneş ışıkları ile aydınlık, kuru ayaz ile kavi bir kaç Malatya gününün akabinde yazıyorum.
Her şehre bir insandan varılır ve her şehir bir kaç insanın mihmandarlığında mayalanır.
Malatya pek çok akademisyen ve sanatçı için olduğu gibi benim için de öncelikle Fethi Gemuhluoğlu (1923-1977) demek.
Üniversite yıllarında şu an kırkını aşmış pek çok yazarın, ilim adamının bir şekilde yolu Petrol Vakfı'na düşmüştür. Bendeniz Fethi Gemuhluoğlu ile tanışma şansına erenlerden değilim. Bizim için Petrol Vakfı Uğur Derman demekti. Uğur Derman ile karşılaşma akide şekerinin damakta bıraktığı lezzet ile bir medeniyetin içinde nefes almak demekti.
Petrol Vakfı aynı zamanda Gemuhloğlu'nun mirasına şevk ile bağlı Emin Sezer demekti.
Her burs almaya gittiğimizde Emin Sezer muhakkak bir Gemuhluoğlu hikayesi anlatır sonra gözlerini kapatarak Gemuhluoğlu'nun dost o kişidir ki diye başlayan ve bizim içimize bir dua gibi, bir destan gibi akan cümlelerini söylerdi:
'Dost ol kişidir ki öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber'in yatağında yatar, O'na Şah-ı velayet denir. Dost ol kişidir ki, Yâr-ı Gâr'dır. Kucağında mübarek bir emanet vardır.Bütün delikleri elbisesinden muhtelif parçalarla tıkar, sonra deliğe tabanını dayamıştır. Kucağındaki mübârek emânet, uyumayan uyanıklık içinde uyur görünmektedir. Oradan Ebû Bekr'i yılan sokar. Dost son deliğe tabanını, taban gibi görünen gönlünü uzatandır, gönlü ile orayı tıkayandır.'
İstanbul nasıl kültür yorgunu bir şehir ise, Anadolu'nun şehirleri o denli kültürel programlara aç. Bu açlığı abur cubur ile değil de dengeli beslenme ile giderme konusunda ise iş valiliklere, kaymakamlara ve Milli Eğitim Müdürlüklerine düşüyor. Malatya Valisi Sayın Vasip Şahin ile Malatya Milli Eğitim Müdürü Sayın Mehmet Bulut SODES destekli Fethi Gemuhloğlu Kültür Sanat Akademisi ile Malatya'nın gençleri, özellikle genç kızları için etkisi yıllara uzanacak bir yarıyıl programı hazırladılar. Gençler dört gün boyunca şiir, resim, deneme ve öykü atölyelerine katıldı. Bendeniz öykü atölyesine katılan genç kızlar ile birlikte oldum. Öykü yazmak için gösterdikleri gayret her türlü takdirin ötesinde. Yaşıtları yarı yıl tatili için ekran başında, AVM telaşında vakitlerini öğütürken onlar vakitlerini bereketlendirdi.
Öykü atölyesinde elbette Malatya'nın has evladı kıymetli öykü ve roman yazarı Sadık Yalsızuçanlar'ın çok emeği geçti. Bendeniz sadece bir gün boyunca geleceğin genç yazarları ile hemhal olma imkanı bulabildim.
Onlar benden ne öğrendi bilemem. Lakin, ben onlardan çok şey öğrendim. On kişilik atölyemizde –sayı özellikle sınırlı tutulmuş şevk ile talim edecek öğrenciler seçilmişti- üç genç kızın adının Eda olması bendeniz için önemli bir sosyolojik veri oldu mesela. Eda'ları zihnime şöyle kodladım: Malatyalı Eda, Siirtli Eda, Elazığlı Eda.
Malatya öz güveni çok yüksek bireylerden oluşan bir şehir. Bir kaç gün içinde bunu tespit edebilmek mümkün olabilir mi diyorsunuz? Özgüven insanın kendisine koyduğu mesafe ile alakalı. Bu mesafeyi fark edilir kılan en önemli özellik ise kişilerin kendileri üzerinden üretmiş olduğu nükteler. Bu seyahat bendenizin Malatya'ya ilk 'varış'ı idi ve iki gün içinde Yeşilyurtlular ile Akçadağ'ların birbirleri üzerinden üretmiş olduğu nükteler Hoca Nasrettin tadında bir derinlik bahşetti.
Diyorsunuz ki hele biraz bahset. Bahsedeceğim. Lâkin inşallah Çarşamba günü.
Neden mi? Malatya'dan Perşembe günü döndüm. Cuma gününü acilde geçirdim.
İyiyim çok şükür, bu yazıyı günün son saatlerinde kıymetli müdürümüz İdris Saruhan Bey'in açmış olduğu vakit kredisi içinde, ağrıyan bir mide, zonklayan bir kafa ile yazıyorum.



Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.