Turkiye 10 Ağustos’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kilitlenmiş durumda. Bu seçim Türkiye için tarihi ve hayati öneme sahip bir dönüm noktası, ayrıca Türk siyaseti üzerinde önemli ve dönüştürücü etkisi olacak bir seçim. Çünkü hem adaylar açısından hem de mevcut hükümet açısından bu seçim sadace bir Cumhurbaşkanlığı seçimi değil aynı zamanda Turkiye’nin politik sistemini belirleyecek bir sürecin başlanğıcı gibi görünmekte. Diğer bir değişle, hükümet açısından, eğer hükümetin adayı Recep Tayyip Erdoğan kazanırsa, Adalet ve Kalkınma partisi(AKP) mevcut parlementer sistemi Başkanlık yada yarı Başkanlık sistemine çevirecektir. Ancak, şu da var ki hükümet bunu gerçekleştirmek için bazı anayasal değişikliklere ihtiyaç duyuracaktır.
Diğer taraftan, önemli gelişmeler muhalefet cenahında meydana gelmekte: Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi(MHP) böyle bir değişime şiddetle karşı çıkmakta, bu yüzden iki taraf bir araya gelerek ileriki yıllarda Türk siyasal sistemde meydana gelecek yapısal ve paradiğmadik değişiklikleri önlemek için büyük çaba sarfetmekteler. Bu önemli ve tarihsel seçim hakkındaki paylaşılan fikirler iki ana muhalefet partisinin aday belirleme sürecinde iyiden iyiye ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda, hem iktidar hem de muhalefet doğru ve etkili bir aday belirlerme noktasından siyasal ve toplumsal mutabakatı sağlama için önemli görüşmeler gerçekleştirdiler. Sonuç olarak, AKP kendi genel başkanı ve Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ı Cumurbaşkanı adayı olarak belirlerken, iki muhalefet partisi ise eski İslam İşbirliği Örğütü’nün Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdi. Bu iki adaydan Erdoğan ismi uzun zamandır Cumhurbaşkanlığı için telefuz edilirken, muhalefetin ortak(çatı) adayı İhsanoğlu ismi ise çoğu çevreler tarafından süpriz olarak değerlendirildi.
Laik ve milliyetçi siyaset açısından muhafazakar bir figure olan İhsanoğlu’nun tercih edilmesi Turkiy’deki muhalefetin muhafazakar bloğa kaydığının ya da yaklaştığının önemli bir göstergesidir. Bu manevranın altındaki mantık nedir diye soracak olursak şunlar söylenebilir: Türkiye toplumunu büyük bir bölümü muhafazakar ve dindar bundan dolayı Cumhurbaşkanlığı adayının seçimi kazanmasının tek yolu bu muhafakar kesimin oylarını alabilecek bir yapıya sahip olmasıdır. Bu durum üzerine, yapılan bu hamlenin ideolojik ve prensipsel bir dönüşümden ziyade sonuç odaklı bir adım olduğu görülmektedir.
Muhafazakar bir hamle
Bu bağlamda, eğer seçim sonucuna odaklı bir strateji tek kriter ise, İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi muhalefet açısından akıllı bir hareket. Ancak, adayın sahip olduğu profil ve iki muhalefet partisinin savunduğu ve ileri sürdüğü siyasi ideallerle bir uyuşmazlık görülmekte ve bu özellikle CHP için siyasal platformda savunduğu laik ve develetçi çizgiden bir kaymayı temsil ettiği çok aşikar. Şurası muhakkak ki Cumhurbaşkanlığı için yarışacak her iki adayda muhafazakar bir kimliğe sahip, budan ötürü her kim kazanırsa Türkiye’nin gelecek Cumhurbaşkanı az ya da çok muhafakar eğilimlere sahip bir figure olacak. Bu durum seküler ve iddialara göre sosyal demokrak olan CHP’nin sağ endeksli siyasal kanada yaklaştığını gösteren önemli emarelerden biridir.
Hal böyleyken, Ihsanoğlu’unu adaylığı CHP’nin muhafazakar dönüşümünün Türkiye siyasi ve sosyal sahnesinde uzun soluklu bir pratiğinin sonucu olduğuda söylenebilir. Daha öncelerde Sekülerizm sosyal konsensüsten ziyade Türkiye siyasetinin ortak paydasını temsil etmekteydi. Ancak, son yıllarda hem söylemde hem de eylemde muhalefetin bu konsensüs arayışını daha farklı ideolojiler etrafında örüntülediğini gözlemlemekteyiz. Bu ortak adayın belirlenmesi yani muhalefetin muhafazakar dönüşü Muhafazakarlık’ın siyasi ve sosyal konsensüs noktasında Sekülerizm’in yerini aldığını söyeleyebiliriz. Kendini muhafazakar- demokrat olarak tanımlayan AKP, muhafazakar ve islami değerleri özellikle son zamanlarda kendi kimliğinin ana bileşenleri olarak tanımlamakta. Bu nedenle, AKP bu kimliksel öğelerin Türkiye’deki yapıcısı, kurucusu ve temsilcisi konumundadır.
Diğer taraftan, CHP’nin yeni söylemi ve değişen aday profili bu muhafakar trendi hem siyasal hem de sosyal platformda daha geniş ve meşru zemine itmekte ve onu Türkiye’nin yeni siyasi kuralı haline getirmektedir. Son yıllarda CHP kendi platformunu ve siyasi ideolojisini yanlız AKP’nin anti söylemine indirgemesi, daha liberal, özgürlükçü ve alternatif bir siyaset iddiasının varlığını imkansız kılmaktadır. CHP AKP’nin yaptıklarına odaklandırkça, alternatif bir söylem ve siyaset üretmekten o denli kendini uzaklaştırmakta, ülke siyasetinde daha şeffaf, hesap verebilirliği olan ve adalet odaklı bir politik yapıyı akim kılmaktadır. Böyle bir yaklaşım ve siyasi anlayış kaçınılmaz olarak daha muhazakar söylem ve eylemeleri beraberinde getirmektedir. Bununda İhsanoğlu gibi bir figurün neden aday olarak sunulduğunun zihinsel arkaplanını oluşturduğu söylenebilir.
Türkiye’deki muhalefetin siyasi dili son yıllarda büyük oranda değişime uğradı, fakat daha iyi bir konuma ve anlamlı duruşa yaklaşamadı. Aslında, muhalefet Akp’nin kullandığı muhafazakar söylem çerçevesine muhahazakar değerlere vurgu yaparak bu zeminde kendinitanımlaya çalıştı. Örneğin, yerel seçimler boyunca CHP’nin muhafazakar adayları (müftü) gibi ön plana çıkardığı gözlemlendi. Aslında 2007 yılında beri halkla buluşma, kucaklaşma ve aradaki engelleri bir nebzede olsa kaldırma stratejisnin son ayağı İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterilmesidir. Özellikle yerel seçimler bu stratejinin en bariz şekilde ortaya konduğu dönemdi. Ankara, Bursa ve Hatay gibi illerde ciddi muhafazakar kimliklere sahip adaylar aday gösterildi.
Siyasi Kimlik
Muhazakar söyleme sarılmak, muhafakar adaylarla yola çıkmak bir çok kişi tarafından Türkiye’deki siyasal kimliğin bir değişim yaşadığının en açık göstergeleridir. Özellikle liberal ve seküler çevreler tarafından bu strateji ve söylem değişikliği muhafazakar olmayan partiler için bir nalet ve musibet diye okundu. Bu cenah tarafından yapılan diğer yorumlar ise, AKP’nin adayı Recep Tayyip Erdoğan gibi muhafazakar ve islami retoriği kullanan bir adayın çıkarılması muhafazakar olmayan partiler için kendi siyasi kimliğini yok saymakla aynı anlamına geldiği dillendirildi.
Fakat, belki böyle bir strateji kısa dönemli de olsa istenen sonucu verecektir. Muhafazakar bir aday kendini sosyal-demokrat(CHP) olarak tanımlayan bir partinin siyasal kimliğini güçlendirecektir. Yani İhsanoğlu’nun sahip olduğu muhafazakar kimlik muhalefetin toplumsal platformda daha geniş bir konsensüse sahip olmasına yol açacaktır. Buda sonuç olarak muhalefetin peşinde koştuğu ve sahip olmak istediği ana hedef değil mi?
Bu bakımda, şu bir gerçek ki muhalafet ne farklı bir paradiğma ve projeye sahip bir aday çıkarabildi ne de AKP’nin yapıp etmelerini toplum maslahatı için çözecek bir söylem ve siyaset üretebildi. En azından şimdi muhalefetin bunu üretecek yapısal bir pozisyonu yok, fakat kendi içinde iktidara alternatif ütetecek, doğruya doru yanlışa yanlış diyecek, kimlik siyasetinden uzak real-politik ile daha çok ilgilenecek, toplumun tüm kesimlerini her hangi bir sınıf, din, dil ve etnik yapı gözetmeksizin kucaklayacak bir muhalefet siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan sağlıklı bir Türkiye manzarası için hayati öneme sahiptir. Sonuç olarak, şu bir gerçek ki önceki yıllarda seküler, brokratik ve askeri bir kimlik etrafında merkezleşmiş Türk siyaseti çözülmeye başlamakla birlikte, daha muhafazakar değerlerle örülü bir siyasi merkeze doğru evrildiği son 10 da daha net şekilde gözlemlenmektedir.


Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.