Batı'nın yükseliş hikayesinin faturasını kendimize kesmekte acele etmiş bir toplumuz. Batı'ya açık çek vermekte de çok aceleci davrandık. Moderniteden beslenen Batı'nın maddi uygarlığı cebrî tarih yürüyüşümüzde bir parantez olabilirdi ancak. Gel gör ki müstağrip aydınlarımızın, perişan devlet ricalinin aceleciliği faturayı İslam'a kesmekte acele etti. Karşılığı olmayan hesabın kaynağı hala aranıyor.
Batı için tek bir medeniyet vardı: o da Avrupa medeniyeti. Yani civilitas... Batı insanlık tarihinde bir sapmadan öte anlam ifade etmeyen başarısını erken ilan etmişti. İnsanlık tarihinde bir parantezdi, asli olamayan her şey bir parantezdir nihayetinde... fıtrattan bir sapma, aykırı bir parantez.
Osmanlı aydınlarının zaafı yenilgiyi tanımlayışlarında başlıyordu; modernitenin erken zaferi teknolojiyi, gücü elinde tutan Batı'dan almakla mesele çözülecekti. Zaten tek bir medeniyet vardı: o da teknolojik bilimsel medeniyet, yani modernitenin maddi tezahürleri... Bu anlamda Batı'nın teknolojisini alıp ahlak ve kültürünü almayarak mesele hallolabilirdi. Modernitenin bir zihniyet inşası olduğu çok geç fark edilecekti. Fark edildiğinde ise Batı medeniyeti teknolojik anlamda daha şümullü olarak hayatı kuşatmıştı, değerler sistemi çürümüştü. Tekniğini alan kültürünü, ahlakını da alırdı. Oysa medeniyetin maddi başarıdan öte anlam örgüsü fark edildiğinde Batı'yı, medeniyeti, uygarlığı, kendini tanımlamaya gerek olacaktı. Medeniyet biraz da kendini tanımlayabilme yeteneğidir...



Yorumlar
0 onaylı yorumHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.