Veysel Ocak
Veysel OcakYazar

Üçüncü Grup Erdemli Toplum

Bugün için geçerli olan tek tanım kaos…

Akıllara, ruhlara, gönüllere, duygulara hakim olan atmosfer; tarifi mümkün olmayan bir kaos psikolojisi…

Bütün değerlerin, ölçülerin, geleneklerin, teamüllerin, kuralların ve yasaların allak bullak olduğu, akıl dışı bir dönemden geçiyoruz. Hayatın her alanında bütün kesimleri içerisine alan bir karmaşa durumu yaşanıyor. Günümüz insanı, insanlık ve vicdan dışı bir insanlık dramıyla karşı karşıya bulunuyor. İçerisinde yaşadığımız toplum tarihsel bir travma geçiriyor.

- Toplum; bilinci, gönlü ve iradesiyle hareket etmiyor.

- Toplum; emirler ve tehditlerle yönlendiriliyor.

- Toplum; kasetler, resmileştirilmiş belgeler ve deşifre olmuş kayıtlarla uyarılıyor.

- Toplum; Âlemlerin Rabbi Allahın her şeyi en ince ayrıntısına kadar kaydettiğini hiç düşünmüyor.

''Bütün zamanlarda ve bütün toplumlarda görüldüğü gibi ideolojik dogmalara göre hareket edenler; akıl yürütmüyor, araştırmıyor, tartışmıyor, muhakeme yeteneğini harekete geçirmiyor, eleştirmiyor, yalnızca itham / tehdit ediyor. ''(1)

İçinde bulunduğumuz zamanı, toplumsal ve tarihsel ortamı, gelişmeleri, olan ve bitenleri bütün boyutlarıyla; insanlık kültürünü kuşatan bir bilinçle doğru algılamamız gerekiyor.

Hiçbir korkuya kapılmadan, olan biteni tevil etmeden, ertelemeden, hiçbir şekilde dolaylı bir dil kullanmadan, gerekçelere sığınıp mazeret aramadan tavrımızı somutlaştırıp inançlarımıza bağlılığımızı bütün bu olanların üzerine taşımalıyız.

Kaosun körleştirdiği insanlar, hiç susmadan toplumu sağırlaştırıcı bir perdeden sürekli konuşmaktalar. Kimin kime, ne için, ne ile, neyi gerekçe göstererek ve ne hakla ithamlarda bulunduğunu, ithamlarını haklı gerekçelere dayandırdığını anlamak mümkün değil. İdeolojik körleşme, köleleştirici tutkuları vicdanlara yerleştirirken ortaya çıkan düşünsel kısırlık bütün insani iklimleri öldürmektedir. Tutkuların gem vurulamaz arzuları, esir ettiği insanlara, güce ulaştırma yolunda hiçbir kaygıyı ve hassasiyeti hatırlatmıyor.

''Çıkarcılık, çok yüzlülük, kimliksizlik ve kimlik bunalımı köksüzlüğün getirdiği erdemsizlik ve haksızlıklar, gösterişçiliğin maskelediği merhametsizlik, sevgisizlik, saygısızlık toplumsal bir gerçeklik halini alırken, manevi, ahlaki, kültürel ve siyasal kargaşa derinleşirken''(2); alçakça dayatmalara maruz kalan toplumun hafızası ve kalbi taşlaşmakta.

''İslam ve Müslümanlar yeni bir kuşatma ile sınanmaktadır.''(3)

İçinde yaşadığımız dönemde, Müslümanlar olarak bizler; bir yandan devletin mukaddes doğrularıyla ve resmileşmiş din diliyle baskılanırken, bir yandan da tarihin en kaba, en faşist dogmatizmi olan anlayışlarla kolonileştirildik. Dahası her ikisinin de tahrikleştirdiği dünya hırsları ve ihtiraslar ile kuşatıldık. ''Bu çok yönlü kuşatılmış durumunu; İslam'ın evrensel ufkunda yükselteceğimiz bir bilincin, bir ruhun, bir kalbin, bir eylemin, bir uyanışın, bir yenilenişin sesiyle aşabiliriz.''(4)

Toplum; ya devletin diliyle ya da devlet olmaya çalışanların diliyle konuşmak durumunda bırakılmaktadır. Yaşam içinde toplumsal hafızaya hükmedenler; resmi doğrular ya da kutsal buyruklardır. Her iki taraf da koşulsuz bir kulluk beklemektedir. İdeolojik bir şizofreni yaşayan taraflar; toplum vicdanına bu kadar yoğun bir şekilde saldırmalarının, hiçbir haklı gerekçesini insanlık vicdanına sunamayacak ve bu barbarlıklarını açıklayamayacaklardır.

Öncelikle bu sınavlardan geçmeli, bu kuşatmayı yarmalıyız.

“Geleceği doğru görebilmek için, sözleri ilahi hüküm gibi algılanan (liderlerin, şeyhlerin, hocaların, abilerin vs ) kutsallaştırılmış şahısların düşünce ve davranış dünyası ile sınırlı dünyalardan ayrılarak; düşünsel ve kültürel dünyalara açılmak gerekiyor. Hangi niteliklere sahip olursa olsun kişilerin dünyası ile sınırlı bir dünya algısının insanlık ufkunu kuşatmasına izin verilmemelidir. Kendi kendisini kutsayan, yücelten kendilerini dünyanın merkezi sayan marazi ''(5)  akılların; vicdanları baskılamasına, akıllar üzerinde tahakküm kurmasına zaman kaybetmeden karşı çıkılmalıdır.

Sorumlu ve sorumluluk sahibi Müslümanlar; hizip mantığına, hizip ahlakına, hizip kültürüne, hizip çıkarına göre şekillenen ilişki biçimlerine itiraz etmelidir.(6)

Aziz İslam'dan kaynaklanan inançlarımıza bağlılığımızı; insanlığı nesneleştiren tüm kurumlara karşı ilan etmeliyiz. ''Müslümanlar olarak neye inanıyorsak, nasıl inanıyorsak ve nasıl inanmamız gerekiyorsa bunları açıkça ifade ederek, açıkça eyleme dönüştürerek içtenliğimizi, inançlarımıza olan bağlılığımızı somutlaştırmalıyız.''(7) İnsanların özgür olması gereken inanç ve düşünce hayatı, yapılar tarafından imha ediliyor. İmha edilen özgürlükler toplumun damarlarından çekildiğinde hayat çölleşiyor. ''İnsanları sahte / yapay varoluş biçimlerine zorlamak kadar büyük bir faşizm olamaz.

Düşünmeyi / düşünceyi yok etmeye çalışmak insanlığı yok etmeye çalışmaktır.''(8)

Bu büyük bir insanlık suçudur. İnsanlık idrakini işgal ve istila eden; insanın düşünme, muhakeme etme seçme ve itiraz etme yeteneklerini iptal eden, dumura uğratan; ideolojik önyargılara, ön yargılı ideolojik dünya görüşlerine (9) soylu bir başkaldırı gerçekleştirmek gerekiyor. Hayatın yaşanabilir kılınması inançların özgürce yaşanabilir kılınmasıyla mümkündür. Hangi toplumsal yapı olursa olsun, insanı nesne haline getirmesine duyarsız kalınmamalıdır.

''Haksızlıklara karşı tavır almayanlar, bu haksızlıklara ortaklık ediyorlar demektir. Çürüyen ve çürüten statüko ile birlikte hareket edenler, bu çürümeye teslim olurlar. Hiçbir irade hiçbir gerekçeyle ahlaki olmayan müdahaleler karşısında Müslümanları sessiz kalmaya mecbur edemez. Kötülüklere itiraz edilmediği için, kötülüklere karşı durulmadığı için, kötülükler bir hayat tarzı haline geliyor. Erdemli bireyler, erdemli cemaatler kötülüklere meşruiyet kazandırmaya çalışan statükocu yapılarla iş birliği yapamazlar. Erdemli insanlar, erdemli topluluklar, erdemli eylemlerde bulunmazlarsa, kötülere ve kötülüklere mahkûm olurlar. Kötülüklerle uzlaşmamak için gerektiğinde özgürlüklerimizi feda edebilmeliyiz ''(10) Erdemli insanlar olarak Müslümanlar; ahlaksız politikanın, politik çıkarların, büyük ayak oyunlarının, çıkar grupları arasındaki çıkar savaşlarının aracı / malzemesi olamazlar. Müslümanlar olarak gerçekçi değerlendirmeler ve çözümlemeler yapmak durumundayız.

Toplum bütünüyle ''klan''lara dönüştürülmek istenmektedir. Bütün bir toplum; ideolojik anlamda şizofrenik adamlar eliyle tek-tipleştirilmeye, birebir aynileştirilmeye zorlanmaktadır. Aynileşenlerin aynı zamanda ayrışarak kendileriyle aynı yorumu paylaşmayanlarla çarpıştırıldıkları bir zamanda yaşıyoruz. Hayatın tüm alanları, devletin resmi doğruları doğrultusunda denetlenmeye çalışılırken, kutsal lider; büyülenmiş ve güdülenmiş yığınları kutsanmış /kutsallaştırılmış doğrularını hiçbir sınır tanımadan insanlara kabul ettirmeye çalışmaktadır. Resmileştirilmiş ve kutsanmış despotizmleriyle hayatı biçimlendirmeye çalışanlar; insanı ve insani olanı nasıl onursuz ve zelil kıldıklarını anlamamaktadırlar.

Aziz İslam'ın bize öğrettiği, hakikatin birleştiriciliğidir.

Çatışma; iyi ile kötüler arasında (imana dayalı değerler ile küfre dayalı değerler arasında ) olur. İlahi hakikate tutunamayanlar, beşeri bir güce tutunmaya ve tapınmaya başlarlar. İlahi ölçülere yabancılaşan bir topluluk; dünyevi amaçları ve çıkarları için alçalma zilletine aldırmayacaktır. Zillet ile İzzeti birbirine karıştıranlar, servete ve mülke kavuştuklarında, iktidar sahibi olabilmek için kutsala dair bütün sınırları çiğneyeceklerdir. Oysa İzzet Allah ve Rasulünün yanında olanlardadır,  keşke bilselerdi /keşke anlayabilselerdi. Bu uğurda bütün gururlarını ve onurlarını yitirmiş toplulukları bekleyen; köleleşmekten başka bir sonuç değildir. ''İlahi hakikate gereği gibi tutunanların bir başka iradeye, beşeri bir güce tutunmaya ihtiyacı kalmaz. İlahi hakikat ideolojik ön yargılara teslim olmaz.''(11)

İdeolojik ve politik koşullandırmalar nedeniyle, günümüz yığınları, insanlık vicdanını derinden yaralayan olaylar karşısında; insani olandan yana değil, güdümlendikleri tarafta yer alıyorlar. Safını belirlemiş olanlar ya da belirlenmiş saflarda yerini almış olanlar; hangi sonucu belirlemek üzere bulundukları yerde olduklarını hiç düşünmemektedirler.

Taraf olmak insanı bu kadar mı körleştirir?

Sıradan bir tarafgirlik bir insanın yüreğini bu kadar çölleştirebilir mi?

Yetilerini yitirmiş bir akıl, bu uğursuz / ölümcül karantinadan çıkabilir mi?

Tarihçilere yeni bir alan açıldı: İnsan, insanlık tarihinde hiç bu kadar alçaldı mı?

Taraflar güçlerini ispat etmek için; insani olan her şeyi haramlaştıracak bir küfür içerisindedirler!

Bu savaş için yaptıkları lojistik hazırlıklar; insanın yüreğinde, insanlık tarihi devam ettiği sürece kanayacak olan bir yara açmaktadır. İnsanlığı ve insani olanı çürüten bir iklimin içerisindeyiz.

Mızrakların ucuna bağlanmış olanlar; vicdanların ölüm fermanı gibi…

Halkların tamamı kör dövüşünü andıran bir girdabın içinde savrulurken, tutunacak bir dal bulmak neredeyse imkansız artık...

Savaşın sahipleri, taraftarlarına; vicdanları zehirleyen buzağı sevgisini içirirken tutkuyla içilen her yudum damarlarda ifrit ateşini harlatmaktadır.

Yangın var! Feryadım, boğazıma düğümleniyor.

Dezenformasyon ve psikolojik harp; teknolojinin bütün imkânlarını kullanarak insanların zihnini kılcal damarlarına kadar zehirleyen bilgiler taşımaktadır. ''Kara propagandanın halklar üzerindeki yoğun baskısı yüzünden, insanlığın aklına ve vicdanına ulaşmamız engelleniyor ''(12) İçerisinde yaşadığımız dünyada kitleler, kitle iletişim araçları yoluyla duyarsızlaştırılmakta ve İnsanlığın bilincine / kalbine / vicdanına ulaşılamamaktadır.

Ne oldu da buraya gelindi:

Söylenenlere bakıldığında bu noktaya geliş sebebini bulmak mümkün değil.

Zira; olayın başlangıcını oluşturan ve tarafların arasına ''kara kedi” girmesine sebep olan gerçek meselenin '”dershaneler” olmadığı anlaşıldı.

Bu savaşın, hiçbir ahlaki çekince taşımadan, iyiye dair her ne varsa yok edilmesine yönelik olduğu açıktır.

Olanlardan şunu kestirmek çok zor değil; kim nereden vurabilecek ise vuracak ve vuruyor da...

İnsanlığa dair hiçbir iz bırakmayacak bir yangın çıktı bu ülkede; insanlığı insanlığına inandıracak hiçbir şey kalmadı elimizde. Biri diğerini alt etmenin / teslim almanın dışında hiçbir şeyi kabul etmiyor.

Bu uğurda hiçbir şeyi; erdemi, ahlaklılığı, yiğitliği hatırlamak istemiyor. Bütün insani sınırları çiğneyerek / çiğnemek üzere güdümlenmiş bir savaşın içinde kaldık. Sinelerinde büyüttükleri nasıl bir tutkudur ki böylesine kitleleşerek; insanı, şuursuz varlıklara dönüştürebilir.

Kitleleri zombileştirecek kadar bir tutku, nasıl bir efsunluğa sahip olabilir ki?

İki tarafın neyi, ne için, hangi uğurda yapmaya giriştiğini anlamaya çalışmak istemiyorum. Çünkü olay yeterince mide bulandırıcı bir hal almaya başladı.

Taraf olanlara da söylenecek söz yok. Zaten söz söyleyen de, söyleyecek olan da yok.

Tarafların / taraftar olanların söz dinleyecek duyuşları kalmamış durumda.

Düşünebiliyor musunuz?

Anlayabiliyor musunuz?

Söz medeniyetin çocuklarının / söz medeniyetine ait olduklarını söyleyen ümmetin taraftar olmuş tarafları, söz dinlemiyor. Savaşlar bitiren söz; bugün bu tarafların azgınlığı karşısında değerini yitirmenin hüznünü yaşamaktadır.

Söze, bu zilleti yaşatanlar sözün iktidarında merhametine sığınmasınlar.

Söz, kendisine yapılanların hesabını soracağı gün geldiğinde, sözün iktidarının merhametine yakışır bir intikam alsın.

Tarafları bu kadar azgınlaştıran, harisleştiren sebebin; anlatılanlarla kamufle edilen fakat giriştikleri mücadelenin seviyesiz haliyle de deşifre olan İktidar hırsı olduğu aşikardır. ''Müslüman halk, çıkarlara dayalı olarak sürdürülen bir politik mücadele biçiminin aracı olarak kullanılmaktadır.''(13) İktidar olmak, gücü elinde bulundurmak; iktidarla elde edeceği güce, bütün kutsala ihanet ederek iblisçe tapmak…

Vah bize!

Kutsal ve insani olan her şeye iblisçe ihanetin sebebi; İktidar paylaşımı / İktidara sahip olmak olarak durmaktadır. İç ve dış projeler ile uygulamaların hepsinin bunun için olduğu ortadadır.

Yazık!

Hayır, onlara değil, bize yazıklar olsun

Taraflara sözü olmayan / taraflara söz söylemeyen / taraflara söz söyleyemeyen bizlere yazık….

Hucurat suresi tam da bu günlerin suresi olarak bütün ihanetlere rağmen, azizliğinden hiçbir şey kaybetmeden durmaktadır.

Birisinin onu; soysuzlaşmış bu topluma yeniden hatırlatmasını bekliyor.

Hucurat suresi; taraftar olmanın azgınlığına, sağırlaştırıcı tutkularına ''şüphesiz Allah adil davrananları sever '' ilahi nefesini ruhlara yeniden üflemek için beklemektedir.

Hucurat suresi; sessiz kalıp, bahçe sahipleri kıssasındaki  ''Allah yokmuş gibi hareket edenlere'' ses çıkarmayan üçüncü şahısın aynı akıbete giden yolda yürümesine ''Allahın emrine uyma hususunda duyarlı ve sorumlu davranın ki onun şefkat ve merhametine nail olasınız.'' ilahi merhametini, çölleşen yüreklere ekmeye çalışmaktadır.

Hucurat suresi; entelektüel mürtedlik yaşayanlara / yapanlara; insanlığın kardeşliğini hatırlatmaktadır.

Hucurat suresi; emredilen üçüncü topluluğun olması gerektiğini, olmadığında cehennemi bir yangının içerisinde kalınacağını, erdemliliğini yitirmemiş insanlara hatırlatmak üzere / diriltici mesajını vermeye hazır bir biçimde beklemektedir.

Hucurat suresi bugün, bütün duyularımızla okumamız gereken bir sure olarak kitapta; kitabın müntesibi olanlara kendisini açıp ''müminler ancak kardeştir '' ilkesini hayatın kalbine dikmek için müntesiplerini çağırmaktadır.

Hucurat suresi bunun için imanı hatırlatır. Ey iman edenler diye seslenir.

18 ayetlik bir sure olan Hucurat suresi, içeriğinde ''iman'' ve türevlerini tam 15 kez tekrarlayarak, insanlığı fasıklık tehlikesine karşı cansiperane uyarmaya çalışmaktadır.(14) İmanın, türevleriyle beraber 15 kez seslendirilmesi ve takvanın bu surede dört kez vurgulanması, surenin mesajının kime ve ne olduğunun göstergesidir.

Hucurat suresi bir bütün olarak muttaki olmakla fasık olmak; sorumluluğun bilincinde olmakla sorumsuz davranmak arasında gidip gelen ahlaki ilişkiler bütünlüğünü ortaya koyarak insanlığı tam da bugün yaşanan hadiselere karşı uyarmaktadır.(15) 

Geçmişte beni şaşırtan, nedenini anlamlandıramadığım, bu kadar kısa bir surede insanı hayrete düşürecek bir yoğunlukta 15 defa iman edenlere seslenilmesi ve iman edenlerin takvaya yöneltilmesinin sebebini bugün yaşananlardan sonra anladım.

Yaratan Rabbim; günü geldiğinde, kimse kimseyi dinlemez olduğunda, kimse kimseye hakkı hatırlatılmadığında, taraflara hakkı hatırlatacak haklılığa sahip bir topluluk bulunmadığında, tuğyana karşı tavır belirlenemediğinde; Kitab’ının içerisindeki Hucurat suresini, hak adına konuşsun diye var kılarak bize merhametiyle muamele etmektedir.

Hucurat suresi, kardeşin kardeşinin etini yediği bir günde; '' ahlaki yamyamlıktan ''(16) iman ederek kurtulmanın mümkün olabileceğini hatırlatmak üzere (fasıkların toplumları zehirleyen haberlerine karşılık) panzehir olarak Kur'an'ın içinde bulunmaktadır. İnsanlığını kaybetmemiş olanların, birbirlerinin etini yeme iğrençliğinden kaçmak için ''ey iman edenler  '' sözünün gönülleri kuşatıcı iklimine sığınmaları için Hucurat suresi vardır.

Günü geldiğinde, yani bugünkü gibi günler geldiğinde, insanlar yamyamlaştığında; mideleri kaldırıcı bu hadiseden lezzet aldıklarında ve kalpleri bu duruma isyan etmediğinde, akılların iblisçe keyif aldığı intikam planlarının esiri olduklarında, erdemsizlikten çölleşen dünyaya yeni bir nefes olsun diye Hucurat suresi bu kadar yoğun bir şekilde iman edenlere seslenerek onları takvaya davet etmektedir.

'' Takva bütün yeryüzünde bütün durumlarda Allah'ın istediği gibi yaşamaktır.

İslam her durumda yalnızca Allah'a ait olmaktır.'' (17)

Bugün insanlık bir iman devrimine muhtaçtır.

Müslümanlar bir iman devrimi gerçekleştirebilmek için öncelikle İslam kardeşliği anlayışında bir devrim yapmak zorundadır. İslam kardeşliği bağlarını; örgüt / parti / grup / cemaat kardeşliği sınırları dışına çıkararak, gerçek temelleri üzerine yeniden inşa etmelidirler.''(18)

İman; aklı, ruhu ve hayatı aydınlatan bir güçtür. İnsanları, halkları sessizleştiriyorsa şayet, iman olmaktan çıkmıştır.(19)

Haberlerin ağına gerilmiş ruhların kurtuluşu ancak takva ile olur.

Şimdi Rabbimin iman yüklü seslenişini daha iyi anlıyorum.

Bugün sadece, bütün kalbimle bu sureyi değil, başka şeyleri de anladım. Mahrum olduğumuz şeylerin farkına vardım. Muttaki imamların önderliğinden ve onların önderliğindeki cemaatten mahrum olduğumuzun, bununla birlikte en azından halklara entelektüel liderlik yapacak aydınlardan bile mahrum olduğumuzun farkına vardım.

Mekanikleşen insanlık ekonomik yoksulluğuna odaklanırken, gerçek yoksulluğunun farkına bile varamamaktadır. '' Bugün Müslümanlar'ın bilginleri yok, bilgeleri yok, hikmet ve irfan adamları yok. Bütün dünya görüşleri maalesef, yalnızca ideolojik bir dille, ideolojik bir tavırla, ideolojik bir bağnazlıkla ideologlar tarafından temsil ediliyor.''(20) 

''Olağan koşullarda bütün dünyaya vaziyet ettiklerine inanılan; yaptıkları yanlışlar olduğunda da bir Hikmet aranan cemaat / parti / hizip önderleri, maalesef bunalım koşullarında sahneden çekiliyor ve sessizliği seçiyorlar. İlginçtir ki, bu defa da bu gibi önderleri izleyenler, bu kişilerin sessizliğinde derin hikmetler aramaya başlıyorlar. Zulüm, inkar ve tuğyan karşısında susmak asla bir hikmete bağlı bulunamaz. “Hakikat kimi mevsimlerde konuşulan / yazılan bir gerçekliğin değil,, bütün zamanlarda / mekanlarda temsil edilmesi gereken bir gerçekliğin adıdır.''(21)

Sahte aydınlar, sahte entelektüeller, sahte akademisyenler; resmi ideolojilerin, resmi söylemlerin, resmi yapıların, resmi kültürlerin, resmi tarihlerin sınırları içerisinde kalarak, tüm totaliter saldırıları içtenlikle alkışlıyor; totaliter saldırıların yanında yer alıyor, saldırganları ve saldırganlıkları tescil ve takdis ediyorlar. Statükoların ve resmi söylemlerin çıkarları adına tüm gerçeklikleri utanmadan çarptırıyorlar.'(22) Aydınlar, entelektüeller bilim adamları hangi toplumda yaşıyor olurlarsa olsunlar toplumun bütün kesimlerinin vicdani temsilcisi olmak durumunda değil midirler?

Hucurat suresi bana; bir şeyleri hatırlatmak isteyenlere, bir şeyleri hatırlamaları gerektiğini söylüyor.

Hucurat suresinin bana öğrettiğini, size hatırlatmak istiyorum.

İki grup çatıştığında aralarının bulunması / aralarının adaletle ayrılabilmesi için; olması gereken üçüncü grubun olmadığını hatırlatmak istiyorum.

Hucurat süresinin bana öğrettiğini, hatırlamamız gerektiğini söylüyorum.

Diğer iki grubun çatışmasında bu üçüncü grubun üstleneceği sorumluluk, bugün eksik olan, belki de en fazla hayıflanmamız gereken bir mahrumiyet olarak karşımızda durmaktadır. Mahrumiyetimiz bugün; bize, büyük mağduriyetler yaşatmakta ve bizi kaosa mahkum etmektedir.

Sahip olduklarımız mahrumiyetimize çare olmuyor. Sahip olduklarımızın tümü üçüncü grup iktidarını oluşturmaktan o denli mahrum ki, mağduriyetini gidermek için taraf olmaktan başka çare bulamamaktadır. ''Bugünün dünyasında, erdemi, erdemli yolları, yapıları, arayışları temsil edenler güçten yoksun; gücü temsil edenler ise erdemden yoksundur. ''(23) Bütün sivil toplum kuruluşları, bütün cemaatler, bütün vakıf ve dernekler, bütün kulüpler, bütün partiler; bütün imkânlarına rağmen üçüncü grup muktedirliğine sahip değildirler.

Bugünün dünyasında bütün yapılar ahlaki meşruiyetlerini kaybetmişlerdir.

Yapılar faziletleriyle değil; mülkleriyle ve güçleri ile tamamlanmakta, müntesipleri arasındaki ilişkilerde önceliği çıkar ve para ilişkileri belirlemektedir. Bu ölümcül biçimleniş, büyük bir kimlik, kişilik, onur erozyonu ortaya çıkarmaktadır.

Bir kez daha “Yazıklar olsun!”…Boylarına-poslarına, postlarına, çaplarına,şeyhlerine, hocalarına, önderlerine, abilerine, başkanlarına ....

Hucurat suresinin bana öğrettiklerini, hatırlatmak istiyorum.

-       Bu üçüncü grup, diğer iki grubun arasını bulacak kadar adil olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup; çatışan tarafların, hakemliğine itiraz etmeyecekleri kadar adaletli bir topluluk olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup, diğer İki taraf için hakkı hatırlatan, haklının yanında, zalimin karşısında savaşacak kadar hakkı üstün tutacak bir topluluk olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup; azgın grubun karşısında, mağdur olmuş grubun yanında yer aldığında, dengeyi değiştirecek ve zulmü durduracak kadar güçlü olmak zorundadır.

-       Bu üçüncü grup, Allah'a teslim olmaktan başka, inananların izzetini arttırmaktan başka hiçbir şey aramayacak kadar onurlu bir topluluk olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup, iki gruba da kaybedilenin para ve İktidar olmadığını, kaybolanın İslam'ın eminliği, müminlerin güvenilirliği olduğunu hatırlatacak kadar Erdemli olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup, entelektüel mürtetlik içinde, tarafların ateşlerine ateş taşıyanlara, cehennemi hatırlatacak kadar izzetli olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup, sessiz kalarak tarafların birbirlerinin etini yemelerini seyreden akbaba sinsiliğiyle bekleyenlere, izzetin ve şerefin Allah'ın yanında olduğunu hatırlatacak tavır ve sorumlulukta olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup, taraflardan birisi yenildiğinde boşalan yere oturma hesapları yapan cemaatlere / yapılara, tutunmaları gereken kulpun, Allah'ın ipi olduğunu hatırlatmalıdır.

-       Bu üçüncü grup, aranılan sivil toplum arayışlarına / vasıflarına son verecek sivilliğe sahip olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup, kardeşliği; yapı kardeşliği ile sınırlandırmayan, evrensel İslam kardeşliğini savunan bir topluluk olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup; rüştünü ispat etmiş Erdemli bir topluluk olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup, muttaki imamın önderliğinde, şahsiyetli insanların oluşturduğu ümmet olmalıdır.

-       Bu üçüncü grup; ehliyetli, liyakatli, cesaretli, şecaatli, nitelikli, derinlikli, muttaki, ölçülü, siyasal akıl ve kültür sahibi kadroların öncülüğünde topluma ve toplumsal olana imamlık yapan bir topluluk olmalıdır.

Şimdi asıl hayıflanmamız gerekenin ne olduğunu anlayabilecek misiniz?

Neden, bugün bütün bunları gerçekleştirebilecek bir topluluk yok. Size soruyorum?

Ağabeyler, Hocalar, Şeyhler, Efendiler, Cemaat önderleri, Yazarlar, Yığınlaşmış halklar…

Ve size soruyorum ey vicdan sahipleri!...

Gittiği iddia edilen 104 milyar dolara mı üzülmeliyiz yoksa Müslümanların güvenilirliğinin kalmadığına mı? İktidar vergileri artırarak bizden bu parayı tahsil edebilir. Peki, bizim kaybettiğimizi, biz kimden, nasıl tahsil edebiliriz? Kaybettiğimizin hesabını Rabbimize nasıl verebiliriz / nasıl vereceksiniz?

SİZE SORUYORUM!

SORUMU CEVAPLAYABİLECEK / SORUNUMU SAHİPLENECEK OLAN YOK MU?

Selam ve dua ile…

Veysel Ocak

 

1. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S:72

2. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S:120

3. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S:117

4. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S:155

5. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S:16

6. Bilinç Işıklarını Yakmak. Atasoy Müftüoğlu. Nehir Yay S: 32

7. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S: 21

8. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S: 11

9. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S: 49

10. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S: 49

11. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S: 48-49

12. Bilinç Işıklarını Yakmak. Atasoy Müftüoğlu. Nehir Yay S: 46

13. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S: 69

14. Erdemli Toplumunun İnşası. Şahin Güven. Düşün Yay. S: 86

15. Erdemli Toplumunun İnşası. Şahin Güven. Düşün Yay. S: 87

16. Hayat Kitabı Kur'an :Gerekçeli Meal-Tefsir. Mustafa İslamoğlu. Düşün Yay. Hucurat Suresi

17. Yeni Bir Tarih Şafağı. Atasoy Müftüoğlu. Nehir Yay S: 103

18. Bilinç Işıklarını Yakmak. Atasoy Müftüoğlu. Nehir Yay S: 82-83

19. Bilinç Işıklarını Yakmak. Atasoy Müftüoğlu. Nehir Yay S: 88

20. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S: 18

21. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S: 160

22. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S: 109

23. Evrensel Vicdanının Sesi Olmak. Atasoy  Müftüoğlu. Ekin yay S: 150

Yorumlar

0 onaylı yorum

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.

Yorumlar panel onayından sonra yayınlanır.