Veysel Ocak
Veysel OcakYazar

Uluslararası Sistem ve Filistin Sorunu

   Bu günlerde özellikle Suriye Savaşı, Ukrayna Krizi ve son olarak yürekleri dağlayan, insanın insanlığını sorgulattıran ve ondan utandıran, yok mu bir kollayıcı dedittiren, vicdanları infiale uğratan Filistin Meselesi uluslararası sistemin göbeğinde olan Birleşmiş Milletler’in meşruiyetini tartışmaya açmıştır. Suriye Savaşın’da binlerce insanın öldürülmesi, yerinde yurdundan edilmesi nihayi olarak mülteci konumuna düşmesi, Ukrayna Krizin’de aynı sonuçların öngörülebilmesi ve ihtimali ve son olarak Filistin Sorunu’da yaklaşık 600 kişinin ölmesi ve 3000’den fazla kişinin yaralaması Birleşmiş Milletleri gündeme taşımıştır. Bir çok insanın bu çatışmaları durdurabilecek birisi ya da suçluları en azında hukuki zeminde sorgulayacak ve cezalandıracak uluslararası bir aktör yok mu diye sorular yükseltmeye başladığı günler ve zamanlar yaşıyoruz.

   Görüldüğü kadarıyla, uluslararası sistemin en önemli birleşenlerinden biri olan Birleşmiş Milletler, bu amaç için kurulmasına rağmen, bu görevi yerine getirememektedir. Acaba, Birleşmiş Milletler’in bu işlevsizlik durumu kuruluşundan mı yoksa sonradan kaynaklanan bir durum? Nasıl bir mekanizma bu günkü atmosferi ortaya çıkardı? Hangi dinamikler üzerine inşaa edilen bu düzen iş görmez hale geldi? Bu sorulara verilecek cevaplar yaşanan bu uluslararası  tıkanmışlığı  bir nebzede olsa anlamaya bize yardımcı olacaktır.

   Bundan tam 64 yıl önce 24 Ekim 1945’te II. Dünya Savaşı’nın galipleri dünya barışını, güvenliğini korumak  ve uluslar arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel işbirliği oluşturmak için Birleşmiş Milletleri kurdular. Kurulan bu uluslararası örgüt gerçekten dünya barışına katkı sağlayarak gerekli ve ihtiyaç duyulan barışı sağlayabildi mi, yaşanan krizler karşısında tarafsız ve yapıcı bir politikalar uygulayabildi mi, insanlık vicdanını yaralayan İsrail-Filistin Sorunu, Sırp-Bosna Savaşı, Afganistan Savaşı, Hindistan-Pakistan Gerginliği, Dağlık Karabağ Sorunu, Körfez Savaşları, Amerika’nın Irak İşgali, Rusya-Ukrayna Krizi ve Libra-Suriye-Mısır Sorunları hakkında çözümler üretebildi mi? Malesef Hayır! Aksine, tarihin suduğu fotograflara göre, daimi beş üyenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) ağzından çıkacak tek bir söze bağlı olarak hareket etti, tarafsız olamadı, amacına yönelik gerekli adımları atamadı ve toplumlar vicdanında gerekli meşruiyet zeminin oluşturamadı. Peki durum bu kurumun kuruluşunda beri böyle miydi sorusu tarihsel planda bu meseleyi almamızda, kanımca, yeterli olacaktır.

   Aslında barışın korunması ve gelecekte ortaya çıkabilecek savaşların önlenmesi amacıyla ilk uluslararası örgütü kurma fikri Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) olarak I. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıktı. 25 Ocak 1919’da Paris’te toplanan barış konferansında uluslararası barışı ve güvenliği temin edecek ve bunu sürdürebilecek bir örğüt kurulmasına karar verildi. Bunun ardından, oluşturulan örgüt Milletler Cemiyeti’nin genel politikalarını özetleyen şu satırlara imza attı:

Uluslar arasında işbirliği geliştirmek ve uluslararası barışı ve güvenliği sağlamak için, savaşa başvurmamak konusunda birtakım yükümlülükler kabul etmek, gizlilikten uzak, adaletli ve onurlu uluslararası ilişkiler sürdürmek; Hükümetlerce, bundan böyle eylemsel davranış kuralı kabul edilen uluslararası hukuk kurallarına kesinlikle uymak; Örgütlenmiş halkların karşılıklı ilişkilerinde adaleti korumak ve antlaşmalardan doğan bütün yükümlülüklere titizlikle saygı göstermek...[1]

 

    Milletler Cemiyeti her ne kadar bu temenni edilerek kurulduysada Mağlup Devletleri’in kollanmasından ziyade Galip Devletler’in hakimiyeti altında bir hüvviyete bürünmekten kendini muhafaza edemedi. Üye sayısı sınırlı kalmakla beraber daha sonralarda meydana gelecek savaş ve çatışmaları önleyemedi. II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi Milletler Cemiyeti’nin oluşturmak istediği barış ve güvelik ortamına indirilmiş en büyük darbeydi. Bundan dolayı, bu örgüt kendi II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra feshetti.

San Fransisco Konferansı’na Doğru

   Almanya, İtalya ve Japonya ittifak hattı 1945 yılında II. Dünya Savaşı’nın mağlup tarafı olarak sahneden çekilirken, Savaşın Galipleri –ABD, İngiltere, Rusya ve diğerleri—San Fransisco’da toplandılar. Konferansa kudretli devletler ile diğer zayıf devletler birlikte katıldı, fakat sonuç olarak bu iki taraf arasında belli noktlarada antlaşmazlıklar çıktı ve istenen sonuçlara ulaşılamadı. Çünkü kurulacak olan Birleşmiş Milletler örgütüne geniş ve kontrolsüz yetkiler verilecekti. Bu antlaşmazlığı yaratan maddeleri şöyle sıralayabilir:

·         Tüm üye ülkelerin eşitlik prensibi gereği adaletli olarak temsil edilmesi,

·         Bu bağlamda Genel Kurul yetkilerinin genişletilmesi,

·         Uluslararası Adalet Divanı’nın yetkilerinin genişletilmesi,

·         Büyük devletlerin –ileriki yıllarda daimi üyeler olarak anılacak olanlar—veto etme (reddetme) yetkilerinin sınırlandırılması gibi maddeler ön plana çıkmaktaydı.

 

   Ancak konferansa katılan Büyük devletler bunları reddetti ve dikkate almadı. Aslında, bu durum bu günlerde yaşadığımız Suriye, Ukrayna ve Filistin çatışmalarının çözülememesinin önündeki en büyük engellerin temellerinin atıldığı zaman dilime tekabül etmekteydi. Diğer bir değişle, bu günkü Birleşmiş Milletler hali hazırda 196 üyeye sahipken, sadece 5 üyenin herhangi birinin vetosu (reddi) ile alınacak kararların ve atılacak adımların önünü tıkamaya yetecek bir yapıya sahip olmasına zemin hazırladı. Ortaya çıkan bu durumda bu kuruluşun meşruiyet  zeminin ve temsiliyet kabiliyetinin ne kadar dar bir zeminde oluşturulduğunu bize en açık şekilde göstermektedir.

 

Birleşmiş Milletlere Doğru

    Bu şartlar altında 24 Ekim 1945’te Birleşmiş Milletler kuruldu ve uluslararası antlaşmazlıkları çözmek, ileride meydana gelecek savaşların önüne geçmek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi faliyete geçirildi. Peki bu kurumun karar alma ve işleme yöntemi nasıl şekillendirildi: Güvenlik Konseyi –en önemli kurum-- on beş üye devletten oluşacak ve bunların beş tanesi daimi statüye sahip olacak –ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere. Güvenlik konseyide kararlar en az 9/15 şeklinde bir çoğunluğa göre alınacak ve daimi üyeler mutlaka veto hakkına (red hakkına) sahip olacak.

 

  Daimi üyelerden herhangi birinin vetosu (red) ile felç durumuna gelen Güvenlik Konseyi, bu yapısı itibariyle günümüzde yaşanan büyük çaptaki uluslararası ihtilaf ve çatışmalara herhangi bir çözüm üretmekte başarısız olmaktadır. İsrail-Filistin sorunu, Sırp- Bosna savaşı, Sovyetler Birliğinin Afganistan saldırısı, Hindistan-Pakistan gerginliği, Dağlık Karabağ sorunu, Körfez savaşı, Ukrayna Krizi, Suriye-Mısır-Libya çatışmalarında görüldüğü gibi, bu kurum ne  herhangi bir çözüm üretebildi ne de toplum vicdanlarını rahatlacak bir karar alabildi.

 

    Sonuç olarak, dünya üzerinde son yıllarda farklı toplumlar arasında etnik, dini, ekonomik, siyasi ve kültürel sebeblerden dolayı farklı düzeylerde çatışmalar meydana gelmektedir. Toplumlar kendilerini yöneten iktidar örüntülerini zorlayarak daha çoğulcu ve katılımcı siyasi oluşumlara kapı aralamak istemekte birlikte, dünya daha iç içe geçmiş, iletişimi artmış ve bireylerin talepleri farklılaşmıştır. Lokal boyutta meydana gelen bu değişim ve dönüşümler uluslararası arenada çatışmaları beraberinde getirmekle birlikte, uluslararası sistemin eski, bağımlı, güdümlü, taraflı, adaletsiz ve köhne yapısını yetersiz kalmaktadır. Bununla bağlantılı olarak, uluslararası sistemin sözcülüğünü ve liderliğini savunduğunu iddia eden Birleşmiş Milletler gibi örgütler bu çoğulcu taleplere cevap ve çözüm üretememekte, krizlerin çözümde bir tartışma zemini sağlamaktan öteye geçememektedir. Bundan dolayı, bu ve benzeri örgütler ya paradiğmadik yani felsefi değişimler geçirerek çözüm odaklı olan, kapsayıcı, kucaklayıcı ve farklılıklara saygılı bir oluşuma evrilecek ya da  hem meşruiyetleri hem de varlık sebebleri sorgulanacak ve tarihte değersiz, gereksiz, işlevsiz ve adaletsiz kişilerin kuruduğu kurumlar olarak yok olup gideceklerdir.



[1]Ömer Aymalı, Birleşmiş Milletler Nasıl Kuruldu?, Dünya Bülteni, 02 Aralık 2012 Pazar,

 

Yorumlar

0 onaylı yorum

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.

Yorumlar panel onayından sonra yayınlanır.