Veysel Ocak
Veysel OcakYazar

Yazdıklarımın anlaşılmasını istiyorum, çok şey mi istiyorum?

Köroğlu'nun ruhu şad olsun: 'Delikli demir icat oldu mertlik bozuldu.'

Sosyal medya icat edildi yazarın/okuyucunun/okumayıcının/yazarımsının/yazamazımsının hepsi birbirine karıştı.

Sosyal medyanın olmadığı zamanlarda sağımız solumuz 'doğru okuyucu' idi. Yani biz öyle sanırdık. Şimdi 'doğru okuyucular' sessiz, yazıyı okumadan başlığından yorum döşenenler çığırtkan, buyurgan. Anlamadığı onca şeyi yorumlamalara doyamayan!

Efendim... Çarşamba günü yazmış olduğum yazıyı lütfen okuyunuz. Okuduktan sonra bendenize Malatya'nın mutfağını tattırmak konusunda seferberlik ilan ediniz.

Seferberliğe lüzum yok. Malatya'nın yemekleri tadıldı. Malatya Valisi Sayın Vasip Şahin Malatya mutfağını hoş bir sohbet eşliğinde misafirleri için bilinir kıldı.

Beş Konaklar bölgesindeki Malatya Evi Malatya mutfağını sadece yemek değil yaşam kültürü olarak da gayet güzel sunuyor. Gidildi görüldü, etkilenildi, Malatya usulü tarhana çorbasına hayran kalındı. Alabilmek, yapabilmek için bütün imkânlar seferber edildi.

O halde niye mi Malatya'da Viyana usulü şnitzel başlıklı bir yazı yazdım?

Arkadaşlar, bendeniz gurme ya da yaşam kültürü yazarı değilim. Gittik, gezdik yedik içtik yazıları yazmıyorum. Karşıma çıkan olayların toplumsal boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Bu durumda Malatya'da bir mönüde karşıma Viyana usulü şnitzel diye bir başlık çıkıyorsa bu sosyolojik açıdan önemli bir konudur. Burada bir mola verelim ve şu bahsin altını kalınca çizelim: Sosyolojik açıdan önemli bir konudur demek vay neler geldi başımıza, ah bu da gelecekti konulu vahlanma/ahlanma cümlelerine kapılı bir tespittir. Evet sadece tespit. Bir daha söyleyelim aşk ile söyleyelim: Tespit.

Bu tespitte küresel dünyada devletlerin, şehirlerin birbirinin içinden geçmesi gibi mutfakların da birbirinin içinden geçmesi vardır. Diyeceksiniz ki o halde niye şok ifadesini kullandınız.

Şok ifadesini kullanmamın sebebi arkasından yani bugün yazacağım yazının başlangıç paragrafına hazırlık idi. Lakin karşıma çıkan onca abuk sabuk yorumdan sonra bu bahsi yazmaktan vazgeçiyorum.

II-

Malatya gün kurusu kayısı son birkaç yıldır Türkiye'nin her yerinde hatta dünyanın gelişmiş ülkelerinde karşımıza çıkıyor. Malatya pazarları hepimizin uğramaktan zevk aldığı mekânlar haline geldi. Fakat üzülerek söylemek durumundayım ki bütün sahalarda olduğu gibi kayısı üreticisi de mutsuz. Küresel ekonominin başımıza sardığı en büyük bela bu. Ürünün her türlü emeğini çekenler mağdur, aracılar muktedir.

Birkaç yıl öncesine kadar iki sezon ürün kaldıran üretici ev alacak kadar para kazanırken günümüzde hiçbir şey kazanamaz hale gelmiş. Biz Malatya kayısısı dünya markası oldu diye sevine duralım, üretici kendi acısı içinde kavruluyormuş meğer.

Tüketici, gün kurusu kayısıyı 15 TL civarında alıyor. Üretici bunu aracılara 2 TL'ye satıyormuş.

Halkanın olmazsa olmaz bahsi üretici ile tüketici. Olmasa olur durumundaki aracı iki tarafı da mağdur ediyor. Kargo imkânlarının, internetten satış imkânlarının şu kadar coşmuş olduğu bir çağda bu imkânları niçin üreticiler için kullanmıyoruz?

İyi tüketiciler olabilmek sadece kendi kesemizi düşünmekten ibaret değil. Sağlıklı doğal ürünlerin müşterisi olmak istiyorsak üreticiye değer vermeyi saygı duymayı, duyduğumuz saygıyı görünür kılmayı başarmamız gerekiyor.

Bu vesile ile Anadolu toprağının çalışkan insanlarına selam ediyor onları mağdur etmemek için aklımızı fikrimizi birbirine katarak sizleri çıkış yolları aramaya davet ediyorum.

'Küçük güzeldir' etrafında kümelenelim hele.

Not:

1) Yazıyı bitirdim lakin şu bahsin altını çizmeyi unuttum. Yazıyı okuyarak dikkate alışınıza, bunu kendi aranızda tartışma konusu yapacak kadar değer veren okuyucularıma elbette minnettarım. Sözüm başlıktan yola çıkarak hiç yazmadığım cümleler üzerinden bendenizi yargılamaya kalkanlara.

Yorumlar

0 onaylı yorum

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.

Yorumlar panel onayından sonra yayınlanır.